Kalu Bela, Elest Bezmi ile Ölüm Taziye üzerine birkaç söz
Bir insan öldüğünde genellik şu deyimler kullanılır: Vefat Etti, Öldü, Geçindi, Sır Oldu, Göçtü, Ruhunu teslim etti, Can Verdi, Hakka Yürüdü, Hakka Döndü, Hayata Gözlerini kapadı, Hayatını Kaybeti, Rahmete kavuştu, … Kaybettik…
Vefat etmek ne demek? “Arapça √wfy kökünden gelen wafā(t) وفاة “ölüm” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça wafā وفا “sözünü tuttu, borcunu ödedi, görevini yerine getirdi, (mecazi) öldü” fiilinin faˁāla(t) vezninde masdarıdır.”
Müteveffa: Arapça √wfy kökünden gelen mutawaffā متوفَّى “borcunu ödeyen, vefat eden” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça wafā وفا “borcunu ödedi, öldü” fiilinin mutafaˁˁal vezninde V. edilgen fiil sıfatıdır.
Fark edeceğiniz gibi, bu deyim, vefa, sadakat ve sözünde durmakla yakın ilişkilidir. Bu böyleyse kime yada kimlere verilen sözün, onunla yapılan akitin, tutulması, bu ahde vefa, sadakat… gibi sorular geliyor insanın aklına? Demek ki, biri biri ile sözleşmiş, birbirine söz vermiş olmalı ki, ahde(akit'e) vefanın gereği olarak sözünü tutmuş, borcunu ödemiş ve bu vesile ile de “sözleşmede” sonlanmış, bir bakım “ölmüş - bitmiş” olsun? Bu tür deyimler kanımca -daha çok- dinin, dolayısıyla inancın konusudur? O halde bunun cevabını din, inanç alanında arayacağız.
Ünlüdür: “Bezm-i Elest” kavramı. Konunun cevabı bu alanda aranacaktır. Bezm-i Elest, A'râf Suresi:172’den esinlenir. A'râf Suresi:172 - “Rabbin Âdemoğulları’ndan -onların sırtlarından- zürriyetlerini alıp bunları kendileri hakkındaki şu sözleşmeye şahit tutmuştu: Ben sizin rabbiniz değil miyim? “Elbette öyle! Tanıklık ederiz” dediler. Böyle yaptık ki kıyamet gününde, “Bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz;”
Bezm-i Elest yukarıdaki Ayete dayanır.
Elest Bezmi, Allah ile insan ruhları arasında ezelde gerçekleştiğine inanılan ve ruhların Allah’a “Evet” diyerek tasdik ettiği ezelî(ve ebedi) sözleşmeyi ifade eder.
Allah, insan zürriyetinden(ezelden ebediyete kadar) olan ve olacak olan insan ruhlarını toplamış, ( buna Bezmi Elest, ezelde yapılan(Allah ile adem ruhlarının toplandığı ilk Mecliste denir) ve bu mecliste bu insan ruhlarına “Elestü bi rabbiküm,” demiş, bu insan ruhlarıda: “kālû belâ” diye cevap vermişler, Allah’a. Bunun Türkçesi: “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” sorusuna, “Elbette öyle! Tanıklık ederiz” demiştir insan-ruhlar.
Böylece adem, Allah’a “sen benim İlahım, bende senin kulunum,” demiş ve buna söz vermiş olur. Böyle olunca İlahın yap, sevaptır, farzdır vb. dedikleri yapma, yapma diye yasakladıklarını yapmamak gibi bir yükümlülük altına da girmiş olur insan. Bir başka açıdan ise belâ’lı bir sorumluluk, sıkıntılı, zor bir görev ve bir tür sınav sürecidir de bu akit.
Böyle olunca Takdir İlahinin konumuzla alakalı bir başka emrini hatırlamamız gerekir. Bakara Suresinin 156. ayetinde geçen “İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn / Şüphesiz biz Allah’a aidiz ve muhakkak ki ona döneceğiz.” Tâ-Hâ Suresi 55. Ayet : Sizi yerden (topraktan) yarattık, yine (ölümünüzden sonra) ona döndüreceğiz. Büyük müfessirlere saygısızlık etmeden, Bu Ayet ve Sure’ler için birkaç söz etmek istiyorum.
Emri Hak vaki olunca, Vefat ederiz. Elest Bezminde verdiğimiz söze, yaptığımız akit'e, başka bir deyimle “ahde vefa” eder, sözümüzü tutar, ona ait olanı, tenimizi toprağa, ruhumuzu Hakk’a iade, teslim eder ve borcumuzu öderiz. Borcun ödenmesi bu (konuya dair) akitin sonlanması, yanı geçerliliğini yitirmesi, ölmesi demektir bu. Toprağa vermeye “sırlama”da denir. Böylece beden ayan beyan olmaktan çıkar ve sır, görünmez olur. Ölümün gerçekleştiği ilk anda insan, “Hayata gözlerini kapar, hayatını Kabeder, Canını verir, Ruhunu Hakk’a teslim eder, (ruhen)Hakk’a Döner, Aramızdan ayrılır ve Hakka yürür, Rahmete kavuşur…”
Ölene “rahmetli” de deriz. “Rahmetli” yada “Rahmete kavuştu” derken ne kastedilir? Rahman ve Rahim Allahın Esmaül Hüsna, güzel adlarından ikisidir.Özet başlık olarak bu iki kelime şöyledir. Rahmân: Dünyadaki bütün yaratılmışlara merhamet eden, şefkat gösteren ve ihsanda bulunan. Rahîm: Ahirette sadece müminlere sonsuz ikram, lütuf ve merhamette bulunan. Yani, Rahim, esas itibariyle bu dünyadan çok öte dünyaya-ahiret- ait, yani “Rahmetli” diye anılacak bu dünyada yaşamayan, ölmüş olana dairdir. Rahman ve Rahim de aynı anlamları içerir, bir farkla. Esirgeme, bağışlama, koruma, kollama, şefkat ve merhamet etme ve bereket, dolayısıyla bolluk… anlamlarına gelir. Rahim, öte dünyadaki müminlere, Rahman ise bu dünyada yaşayan bütün insanlar ile yaratılmışlara hitap eder.
Taziye için söylenen sözler
Merhum ve Rahmetli, merhamet edilen, rahmete kavuşmuş, gani olmuş, Allah tarafından korunan kollanan… olarak ölen kişi kasdedilir. “Mekanı cennet olsun yada cennet mekan.” Bu sözle inancın(İslami çevrenin) bahsettiği ahiretteki iyi, huzurlu ve mutlu hayatın yaşandığı yer kast edilir.” Nur içinde yatsın.” Nur da (İslami çevrenin) kullandığı bir deyimdir, yeni uydurulan, dini camianın terminolojisini yadsıyan(seküler) çevrelerin kullandığı: “Işıklar(yada yıldızlar) içerisinde yatsın, uyusun,” aynı şeyin farklı kelimeler ile ifadesidir.
“Nur’un Etimolojisi: Arapça √nwr kökünden gelen fuˁl vezninde masdar olan nūr نور “ışık, aydınlık” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Aramice-Süryanice nūr veya nūrā נוּר “ateş” sözcüğü ile eş kökenlidir. Aramice-Süryanice sözcük Akatça aynı anlama gelen nūru veya nīru sözcüğü ile eş kökenlidir.” Nur ve ışığın etimolojik kökenini verdik fakat olay yalnızca masdar kök ve eklerden ibaret değil. Terim ve deyimlerin, sosyolojik, dini ve ideolojik boyutlarıda vardır. Dini açıdan ışık, nur ve nar Tanrısal ışığı ve ateşi yansıtır. Güneşte bir yıldızdır, ondanda ışık ve ateş(ısı) yansır ve bu ışık ile ısı dünyadaki hayatın varlık sebebidir. Tanrının ışığı da insan ve tabiat için böyle kabul edilir.
Bütün bu taziye mesajlarının özü, sevgiyle anılan ölüler için söylenen sözler, kimi zaman dilek ve temenniler, kimi zamansa duadır. Dua yardıma çağırma ve Tanrıya yakarış dır.
Bir üstadın şöyle bir sözü var. “Toplumcular( özellikle sosyalist ve komünistler) ölüm ve aşk hakkında konuşamazlar. Çünkü toplumlar ölmez ve aşık olmaz.” Kanımca düşüncelerinin en sığ, en yufka olduğu alanda buralar. Bu sebepten “aşk ile ölüme” dair söyledikleri çelişik, eğreti ve yüzeyseldir. Öyle mi, değil mi bir bakalım.
Düşünce tarihinin büyükleri, insanlık için din mi önce başlamıştır, düşünce mi? sorusuna, önce din, inanç başlamıştır, belli bir gelişme evresinden sonra önce tasavvufi yorum, sonrada felsefe, düşünce başlamıştır derler.
İş te bu sebepten dolayı, ölüme dair olan bütün sözler din temellidir. Ölüme dair olan seküler görünümlü sözlerin içerisinde de bu dini terminoloji karışıktır. Bu karışıklık, sekülerleri çelişik durumlara düşürür. Mesela: “Işıklar yada yıldızlar içinde yatsın, uyusun,” der sekülerler. Ölüm, çözülme, bozulma, çürüme yok olma, farklı suretlerde ve isimlerde madde, ısı, dolayısıyla biyokimyasal dönüşme ve ahireti yok sayma ise “yatıp uyunacak yer” neresidir? Yada Hakk’a uğurlama- yürüme… Hakk yoksa kime yada nereye uğurluyor, yürütüyorsun? İnancı, dolayısıyla dini yok sayınca “Işıklar ya da Yıldızlar” içinde uyusun tabiri cesedin elektrik, lamba, mum, çakmak, çıra, kibrit ve bilumum ışıklarla yada mehtapta uyumasına gönderme yapılıyor manasını akla getirir. Bu soruları cevaplayamazlar, sekülerler.(Sakın kaçak dövüşüp ben ateist yada deistim deyip yan yollara kaçmayın. Ateist yada deist olmak, bir üstadın deyişi ile öyle çoluk çocuğa göre bir iş değil. Oldukça derindir. Konu dışına çıkmamak için burada açmıyorum. )
Kanımca, ölüm ve defin süreci ile ölene dair söylenen sözler, dilek, temenni ve duaların “gerçek ve doğruluğuna” değil, “gerçek ve doğru görünmesi” ile “ümit ve teselli verici, rahatlatıcı” olup olmadığına bakılmalı.
İnsanın en temel ihtiyacı “güvenlik duygusudur.” Din ise buna, bir başlangıç, bir orta ve son belirleyerek insana anlam duygusu verir. Nereden geliyoruz, şu an yaşadığımız dünyadaki görevimiz ne ve sonunda gideceğimiz ebedi hayat neresi? İki dünyanın da hakimi, Rahman ve Rahim olan (Kadir-i mutlak ve Kadir-i alem olan)bir Allah var. Siz buna inanın,buna güvenin, buna göre yaşayın sonuç hayırlı olacaktır. İşte sana güvenlik duygusu, husuz hissiyatı, korunup kollanma ümidi ve sıkıntılar karşısında bir teselli dayanağı.
Dücane Cündioğlu, “Din ısıtır, düşünce üşütür. Felsefe güz güneşi gibidir aydınlatır ama ısıtmaz,” der. Kanımca insanın zihinsel gelişim sürecinde din, özellikle ilkel dinler insanlığın bebeklikten çocukluk aşamasına, tek tanrılı semavi dinler çocukluktan ergenlik, ergenlikten erginlik dönemine kadarki süreçte tasavvuf, mistisizm ve bundan öteside de felsefi düşünüş aşamasına karşılık gelir. Felsefe öncesi dönem, muhayyile ile hayatı anlama ve anlamlandırma dönemi, felsefe ise akıl ile bunu yapmaya çalışır. Din anlam verir, bilim açıklar, felsefe ise hem anlam verir hem açıklar. Fark edileceği gibi felsefenin ana referansları din ve bilimdir, fakat (aklı kullanarak) bunları aşan özgün anlamlar verir ve açıklamalar yapar. Bahsettiğimiz aşamalar, kişilere göre değişmekle birlikte iç içe, üst üstedir de. Yani, inaç, ruh, hissiyat ile akıl, düşünce iç içe ve farklı bileşikler halinde insan bünyesine nüfus etmiştir. Böyle dediğimizde dinin şeriat makamı aşamasını geçip tarikat ile hakikat aşamasına doğru bir yolculuk gerekli. Marifet ise daha öte bir merhale. Moder bilimlerde bu alan nöropskiyarın alanıdır. Felsefenin alanıdır. Bu derinleşme bilinç ve bilinçdışı gibi kavramları zorunlu olarak gündeme getirir.
Bilinç ve bilinç dışına dair bir örnekle yazımızı sonlandıralım. Kişi, avrupa yada ülkemizin metropollerinde yaşıyor, adam kravat ve takımlı, kadın, kız dizüstü etekli, japone kollu, sarışın, kuaför ve kozmetiğe özel bir bütçe ayırıyor, evinde kullandıkları beyaz ve kahverengi eşyadan kapısının önündeki otomobile kadar her biri farklı bir dünya markası, aynı avm den alışveriş yapıyorlar, onlar(avrupalılar)ın kullandığı temel tüketim maddelerinden alıyor, onların gezdikleri yerlerde geziyor, yiyor, içiyor ve onlar gibi eğleniyor.
Yukarıda basit portresini çizdiğimiz kişilerden biri, avrupa'dan ülkemize geliyorlar, vefat eden aile büyüğünün taziye yemeğinde illede bir imamın tilavet ve fatiha okuması için ve her yıl geldiğinde bu büyüğünün mezarının başında hocanın(yada dedenin) dua okunmasına özel bir önem veriyor. Bu eksik olsa herşey eksik olacak ruh hali içinde.
Bu “avrupai giyimli erkek” evde oturuyor, evin temizlik işlerini, çamaşır bulaşık ve yemek işlerini ve sofranın kurulup kaldırılmasını “bu avrupai kılıklı dizüstü etekli, japone kollu, sarışın, kuaför ve kozmetiğe özel bir bütçe ayıran hanımlar” yapıyor. Daha da ilginc olanı kadında, erkekte bu durumu sorgulamıyor. Kadında erkekte çalışıyor, fakat hala “ ailenin reisi erkektir” geleneksel yasa gereği, kadının da maaşını erkek alıyor yada belirleyici olarak kontrol ediyor. Gerekli gördüğünde adam, eşini ve çocuğunu dövüyor, kadında gücü yetse kocasını dövecek, onu dövemediği için kızınca çocuğunu dövüyor yada onlara sövüyor.
Ez cümle. Yani muasırlaşmayı, batılılar gibi giyim, kuşam, yeme, içme ve eğlence sanıyoruz. Bu bilincimize, görünen yüzümüze dair örnektir, yukarıdaki birinci paragraf. İkinci paragraf ve devamındaki misal ise bilinçdışına, hakikatimize dairdir. Oysaki batı medeniyetinin ürettiklerini tüketmekle medeni olamayız. Çünkü batı medeniyeti bir zihniyet meselesidir. “Antrparantez, örneğin Fatih Erbakan'ın, Süleymancı Alihan Kuriş İn giyimine, kullandıkları lüks araçlara vb. bir bakın.”
Ankarada, İstanbulda, Antalyada yada avrupanın herhangi bir metropol başkentinde yaşayalım. Burada yaşayan herkes yirmibirinci yüzyılda yaşamıyor. Kimi 21.yy.da, kimi 22. yy.da kimisi ise hala ortaçağ zihniyeti ile bu yüzyılda(bedenen) yaşıyor. “Kalu Bela, Elest Bezmi ile Ölüm Taziye üzerine birkaç söz”ün geçerliliği bu yüzden. Çünkü, henüz çoğunluk bu aşamada gözüküyor.
Birgün bu kültür, tarih kitaplarının tozlu sayfalarının konusu olacak ama henüz değil. Ne zaman? Yeni dünyanın, kuantum çağ’ın, aşağıda birkaçını verdiğim algoritmaları hakim oldukça. ATCG, CYBORG, NANOBİYONÖROTEKNOLOJİ, CRSISPT-CAS9, MORFİK REZONANS, HOLOGRAM, HBMP, HCP, BMI, WBW, GBW, WEB.4.0, NESNELERİN İNTERNETİ, NEURALİNK, NÖROKUANTUM, POSTHUMAN,TRANSHUMAN,(AL) YAPAY ZEKA… vb.
Aliseydi / Eylül 2026
Not: Yola çıktığımız kıssaya gerçek olup olmadığına, ruhla ilgili konunun ruh göçü, reenkarnasyon, hulul, Yeni Platonculuk etkisi Politunus yada Platon’un ünlü İdealar… kavramları açısından bakmayın. Bu kıssadaki hisseye bakın. Bu ayet ve Sureler ile verilen mesajın, amacının ne olduğunu bakın. Bunlardaki hikmet ne? Bu daha iyi bir soru.
İlerde, zamanla bu kelime ve kavramlara tasavvufi ve felsefi açıdan bakıp, düşüncelerimi, parça parça, başlıklar ile “Başsağlığı Haberi” Sayfamızın altına linkler olarak ekleyeceğim. Yukarıdaki yorumumuzun düzeltilmesi gerektiği düşünülen yerleri varsa, örnek açıklamalar ile beni aydınlatmanızı isterim.