ABD Emperyalizmi Kahrolsun da Madurolar, Hameneyler, Kral Selmanlar ve sistemleri Yaşasın mı demeliyiz?
Uluslararası hiçbir hukuk ve kuralı tanımadan bir başka ülkenin liderini bir gece baskını ile derdest edip alıp ülkesine götürüp, yargılamanın savunulabilir, hak verilebilir bilir bir yanı var mıdır? Kesinlikle yoktur. Bu bir zorbalık, eşkıyalık, devlet terörüdür… tartışmasız. Bu bir emperyalist müdahaledir. ABD yi kınıyorum.
Maduro 2018 seçiminde hile yaparak iktidarda kalmış mıdır? Ekonomiyi iyi idare edememis ve halkının yoksulluğuna sebep olmuş mudur? Narkotik yapılarla çıkar işbirliği yapmış mıdır? Bila, bila, bila… Evet bu gibi yanlışları ve suçları oluşmuştur. Fakat bunların hiçbiri bir başka ülkenin egemenliğini ve uluslararası anlaşma ve hukuku ihlal ederek bir başka ülkenin liderine müdahaleyi haklı kılmaz.
Halk TV Venezuela'da bulunan bazı Türk iş adamları ve eski ateşeyim diyen isimlerle canlı bağlantı yaptı. Ücretlerden bahsetti, bağlantıda konuşan kişiler. Asgari ücret aylıklar 3-4 dolar diye bahsettiler. Bende inanmadım araştırdım. Uluslararası muteber kurumların verilerine göre de verilen rakamlar uyumlu görülüyor. Resmi asgari ücret aylık 4,25 dolar. Maduro ilk olarak 2025 de memurlara 130 dolar bir yılda ikramiye vereceğini söylemiş. Yoksulluktan dolayı ülkeden ayrılanların sayısı 8-10 milyon. Şu anki ülke nüfusu yirmi sekiz milyon. Gelir dağılımında adaletsizlik çok değil, çok çok bozuk.
Mesela Venezuela da yaşasaydınız, Türkiye'ye iltica ettiğinizde kurtuldum diyebilirdiniz. 1 TRY=71.027,48 VEF. Yani bir liramız yetmiş bir bin Venezuela Bolivarı, yani parası.2020-2022 arasındaki devalüasyonla, bir liramız çift haneli milyonlar ile ifade edilen Venezuela Bolivar ettiği seviyeleri görmüş. Devlettte çalışan öğretmenin aldığı aylık 5-6 dolar. Ocak 2025 enflasyonu %124, Aralık 2025 enflasyonu %560 civarı. Dünyada hiper enflasyonun zirvesi 2016-2019 arası Venezuella da gözüktü. 2018 yılında enflasyon bütün zamanların en tepe noktası olan yüzde 130.000,00(yüzotuzbin)i görmüş. Yani bir ocakta bir liralık bir mal ve hizmet, 31 aralık ta yüz otuz bin lira. Hesaba defter sığmaz bir durum.
Geçmiş iyi miydi? Uzmanlara göre 1960-1970 arası(o dönemin) Türkiye, Yunanistan vb. ekonomisi dengindeydi Venezuela.. Chavez dönemi bu günlerden iyiydi. Fakat, ekonomi ve halkın alım gücü yine Türkiye denginde bile değildi. Bu ülke bilindiği gibi dünyanın bir numaralı petrol rezervine sahip olan bir ülke. Dünya doğalgazının da sekizde birine sahip. Bizim ise böyle bir doğal rezervimiz yok.
ABD, petrol tesislerini biz kurduk. Sosyalist devrim yaptık diye bizi uzaklaştırdılar diyor. O dönemden(Chavez) beri de ABD ambargo uyguladı. Maduro döneminde bu ambargoyu dahada genişletti, büyüttü. Venezuela'nın bu ekonomik duruma düşmesinde ABD emperyalizminin rolü olmuş mudur? Hiç şüphesiz olmuştur ve bu ambargonun rolü de büyüktür. Chavez döneminde de ambargonun var olmasına rağmen petrol fiyatları yüksekliğinin uzun yıllar ortalaması ülke açısından iyiydi ve yöneticileri açısından memnuniyet vericiydi. Chavez dönemininin sonuna doğru ve Maduro yönetimin başlamasından sonra da Dünyada petrol fiyatlarının aşağıya doğru bir ralli izlemesi ve yıllarca eskiye oranla aşağıda kalması, gelirlerde çok büyük kayıplara ve ekonominin de iyice kötüleşmesine katkıda bulunmuştur.
Bütünen baktığımızda, suçu ABD emperyalizmine ve dünya piyasasındaki petrol fiyatlarının düşmesine mi bağlamalıyız? Bunlara ilaveten birde kötü yönetim, çapsız liderler, devlet idaresinde sistemsel bir problem var mıdır, diye de sormamalı mıyız? Bence sormalıyız? Aşağıda misali, çıkarım yapmak için ekliyorum.
Ülkemizde ve başka ülkelerde farklı tarihlerde yüzlerce öğretmen ve öğrencilerin başarı ve başarısızlık konusundaki tavırları araştırıldı. Öğrencilerinin başarısızlığını öğretmenlerine sorulduğunda şuna benzer cevap verdikleri görüldü. Bu araştırmaya göre öğretmenler öğrenci başarısızlığından “aile, çevre, diğer öğretmenler, öğrenci, okulun fiziksel şartları, okul yönetimi ve eğitim sistemini” sorumlu tutarken (...); bu başarısızlığı engellemek konusundaki sorumluluğun ise yine “aile, diğer öğretmenler, öğrenci, okul yönetimi ve Milli Eğitim Bakanlığı gibi dış etkenlere” (...) ait olduğunu düşündükleri görüldü. Ortada bir başarı olduğunda ise bunu daha çok kendilerine mal etme eğilimi görülmüş.(Ünal ve Ceferova’nın çalışması (2019)”
Öğrencilere başarısızlığının nedeni sorulduğunda, cevaplar yine benzer. “Aile, çevre, diğer öğretmenler, bazı arkadaşlar, okulun fiziksel şartları, okul yönetimi ve eğitim sistemini” sorumlu tuttukları görülmüş. Öğretmende, öğrencide, başarızılığından kendini sorumlu tutmazken, başarıdan ise en başta kendilerini sorumlu tuttukları görülmüştür. Psikoloji / Psikiyatri biliminde bu cevapların bir karşılığı vardır: Savunma / akla uydurma mekanizmaları, diye.
Gelişmiş ülkelerde görüldüğü olur. Fakat geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerin liderleri, siyasetçilerin de “bu bir başarısızlıktır, bu başarısızlıktan birinci derecede ben sorumluyum” dediklerini hiç duydunuz mu? Hele de güçlü bir konumda, tek adam gibi bir durum söz konusu ise. Mümkün değil. Ezcümle liderler kolay kolay kolay “biz başarısız olduk,” demez.
Şimdi, bugünden geriye dönük bakarak desem ki: Hugo Rafael Chávez Frías 1991'de SSCB’nin dağılmasından sonra (hem de ABD’nin burnunun dibinde bir ülkede) 1998’de iktidara (Bolivarcı bir ideoloji ile) Sosyalist Devrim yaptım diyerek gelmesi, dünyadaki değişimi görememek ve hatalı bir seçimdir, desem bana revizyonist diyecek yoldaşların haddi hesabı yok. Bu ideoloji ve mevcut yapıyı ana omurga olarak koruyarakta Maduro da günceli okuyamamış ve ülke insanı için yanlış seçimi sürdürmüştür. Kanımca SSCB’nin dağılması, sosyalist ekonomi politiğinin uygulanabilirliğinin test edilip, rafa kaldırılması gerektiğinin pratik verisi olmuştur. Günceli okuyamamıştır. Çin'de doksanyedi milyon üyeli, Çin'in kapitalistleşmediği ve sosyalist olduğu iddiasını sürdüren hala Çin Komünist Partisi vardır. Fakat Çin, ABD gibi kapitalist bir ekonomi politiktir.
1970 lerde, ben çocukken / ergenken de Marksist Leninist ideolojilere sempatim vardı. Moskova’nın Türkçe yayın, propaganda yapan radyosunu dinlerdim. Spiker sıcak, davetkar ve almak için istemenin yeterli olacağı bir nezaket ve şefkatli bir ses tonuyla “Sovyet fırınlarında 12 çeşit ekmek, çörek vb. çıkar,” derdi. Sayardı peynirli, cevizli, bademli… vb. “Sabahleyin Sovyet fırınlarından çıkan bu ekmeklerden, çöreklerden emekçiler sıcak sıcak gerektiği kadar alır,” derdi.” Ücretten bahsetmezdi. Dinlerken ağzım sulanırdı. Çünkü bahsedilen peynirli, cevizli, üzümlü… ekmek ve çöreklerden hiç yememiş biri olarak yemeyi çok arzulardım, o tarihlerde. O tarihle milatta önce gibi bir şeydi şimdi ile ölçersek. Tavukların çok kıymetli misafirlere kesildiği,(her evde olmayan) kahvenin ağır adamlara ikram edildiği, fakirin Ankara lastiği ve naylon, zenginin ise gızlevet(az yamalı) ayakkabı giymekle şişindiği dönemlerdi. “Ben de bir an önce şu devrimi yapsaydık, o güzelim çöreklerden, ekmeklerden sabahleyin sıcak sıcak alırdım,” diye içimden geçirdigimde olurdu. Tabii içimden bunlar geçerdi; fakat bir sosyalist toplumcudur, devrimcidir, bir devrimcininse kendisini değil toplumun kurtuluşunu gözetmesi gerektiğini bildiğimden, varsa toplum, yoksa toplumdan, insanlığın kurtuluşundan bahsederdim, her yoldaş gibi. 1991’de Sovyetler çözüldüğünde Gorbaçov'un aylığının 300 dolar olduğunu öğrenmiştim.
TABLOYU BEN HAZIRLADIM
| | | 2025 YILI IMF TAHMİNİ | |
| | | GSMH - MİLYAR DOLAR | |
| 1 | UKRAYNA | 205.742,00 | |
| 2 | GÜRCİSTAN | 35.353,00 | |
| 3 | ERMENİSTAN | 26.258,00 | |
| 4 | TACİKİSTAN | 14.771,00 | |
| 5 | TÜRKMENİSTAN | 89.054,00 | |
| 6 | KAZAKİSTAN | 300.538,00 | |
| 7 | KIRGIZİSTAN | 19.462,00 | |
| 8 | ÖZBEKİSTAN | 132.484,00 | |
| | TOPLAM | 823.662,00 | |
Yoldaşların, emekçilerin cevizli, bademli, üzümlü… ekmekleri, çörekleri, sabahleyin sıcak sıcak ihtiyaçları kadar Sovyet fırınlarından alıp yediğinin söylendiği yıllar, 1960-70’li yıllardı. Yani yarım asır, yani en az elli yıl öncesinin, Sovyet propagandasıydı bu. Bugünü yansıtan yukarıdaki tablo ile dahi o topraklarda ki emekçiler, yoldaşlar o çörekleri, ekmekleri sıcak sıcak fırınlardan alıp yiyemez. Tabii bu sözlerimi bir genelleme ve çoğunluk kastederek kurduğumu dikkate alınız.
Bu verilerden sonra, vicdanımızı rahatlatmak açısından bizde “yetişkin çocuklar olarak) “aldatıldık” diyebilir miyiz? En azından kendi adıma üç beş yıl öncesi olsaydı diyebilirdim. Ama şimdi “aldatıldım” demiyorum. Üzerine basa basa söylüyorum, aldatılmadım, AL DAN DIM… “Aldatıldım”” dediğimizde sorumluluktan kaçıp suçu ötekine yıkıyoruz. Fakat “aldandım” dediğimizde seçimlerimizde sorumluluk alıyoruz. Yetişkin insan sorumluluk alır.
Aşağıda, dünyanın en büyük petrol rezervine sahip sekiz ülke ile o ülkelerin GSMH ları nın bir tablosunu oluşturdum. Kapitalist sisteme alternatif olarak ve daha insancı ve adil olma iddiasındaki sosyalist ve şeri, İslam ekonomi politiği ile bu dünyayı cennete çevireceği iddiasında olan ülkeleri var.
Geçen bir muhabir Venezuela Türkiye Büyükelçisine, “Maduroya ABD, Türkiye gidersen sana güvenceli ve lüks bir hayat sağlarız demiş, doğru mu?” gibi bir soru sordu. Büyükelçi, “Maduro sosyalist bir ülkenin devrimci bir lideridir. Ülkesini terk etmez,” dedi. Sayın büyükelçi bunu öyle bir ses tonu ve beden diliyle söyledi ki her devrimcinin hemen keleş alıp ABD’ye karşı dağa çıkası gelir.
Böyle bir olay olsaydı ve aynı soru İran Büyükelçisine sorulsaydı cevap benzer olurdu: “O İran Yüce İslam Cumhuriyetinin Lideri, O bir Seyyiddir, O bir İmamdır, O bir rehber-i muazzam-i İran, O bir Ayetullah, O bir Molla, O bir Hüccet-ül-İslâm… köpürt köpürte bildiğin kadar. Retorik çok iyi, göğüs kabartıyor ve insanı heyecanlandırıyor. Fakat ortada çağdaş medeniyet açısından şişinecek bir durum yok. Hatta bir hezimet var.
| | | PETROL REZERVİ | 2025 YILI IMF TAHMİNİ |
| | | MİLYAR VARİL | GSMH - TRİLYON VE MİLYAR DOLAR |
| 1 | VENEZUELLA | 304 | 108.511,00 |
| 2 | SUUDİ ARABİSTAN | 262 | 1.083.471,00 |
| 3 | İRAN | 209 | 341.013,00 |
| 4 | KANADA | 168 | |
| 5 | IRAK | 145 | 258.020,00 |
| 6 | BAE | 107 | 548.598,00 |
| 7 | KUVEYT | 102 | 153.011,00 |
| 8 | RUSYA | 80 | 2.076.396,00 |
| | YEDİ ÜLKENİN TOPLAM GSMH. | | 4.569.020,00 |
| | ALMANYA | | 4.774.804,00 |
| | ABD | 61 | 30.507.218,00 |
| | TÜRKİYE | | 1.565.421,00 |
İran devrimin ardından yönetime gelenlerden, öğretim üyesi, prof, tıp doktoru, cumhurbaşkanlığı danışmanı ve o çevreden olan bir isim, “biz devrim yaptığımızda bir maaşım bir motosiklet alıyordum. Şimdi üç maaşla alamıyorum,” demiş. Doç. Dr. Serkan AFACAN, “İran da asgari ücret 100 dolar civarı diyor(araştırmalarıma göre bir ara 158 dolardı-a.s.), memur, öğretim üyesi vb. çoğu 300 dolar civarı maaş alıyor,” diyor. Bu dünyanın 3. petrol rezervine sahip olan ülkesi. Yerin altından para kaynıyor. Bu iktidar 1979 dan beri iktidarda.
Bu ülkelerin bir dünya markası ürünleri yok. AR GE harcamaları dahi Türkiye ile ölçülemeyecek seviyede. Dünyanın 8 petrol üreten ülkesinin GSMH sı bir Almanya etmiyor. Eski 9 Sovyet Cumhuriyetinden Rusya hariç sekizinin toplam GSMH Türkiye’nin GSMH’sını yarısı ediyor. Dünyanın en büyük petrol rezervine sahip 4 Müslüman ülkenin (Suudi Arabistan, Kuveyt, B.A.E. İran ve bir Sosyalist Ülke olan Venezuella’nın,) bir yıllık toplam GSMH bir Türkiye’nin yarı kat fazlası ediyor. Stanford Üniversitesinin bir yılda ürettiği bilimsel makale 19 Arap, Müslüman ülkeninkine denk. Nobel ödülü sıralamasında sondan birinciler. Oscar ödülleri, benzer bir sonuç. Ya inavasyon... Tablo ortada. Bu ülkeler, şöyle bir soruya makul olan ne cevap verebilirler. Afra tafranızdan geçilmiyor fakat; yukarıdaki tabloya bakıp, çağdaş dünyanın insanına, sizde olmayan bizde olan, var diyeceğiniz neyi vadedecek, önereceksiniz? Cazibeniz ne? Mer. Demirel bizim için demişti: “Zengin toprakların fakir bekçileriyiz”- fakir bekçileri olmuş bu ülkeler.
Müslümanlar, Müslümanlık iyide, kötü ve beceriksiz Müslümanlar sayesinde bu kötü tablo oluşuyor diyor. Marksistlerde, Marksizm, sosyalizm mükemmel de Marksizmi yanlış uygulayan kötü Marksist yöneticiler sayesinde buradayız yada bu hale geldik diyorlar. Yada emperyalist ambargolar sonunda buradayız diyorlar. Kanımca ambargoların etkisi büyüktür, fakat nihayi sebep ambargo değildir. Müslümanlıkta insanlığa önemli katkılar sağlamış, Marksizm de önemli katkılar sağlamış inanç ve ideolojiler. Getirileri olduğu gibi, tabloda da görüleceği gibi büyük götürüleri olmuştur.
Deneyimler göstermiştirdir ki, bahsedilen inanç ve ideolojinin ekonomi politiği insanlığın dertlerine deva olmamış, getirileri kadar götürleride olmuştur. Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar elde edilemeyeceği deneyimler ile ortadadır.
M. Sekman’nın deyimi ile “ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil”menin vakti gelmiştir. Eski inanç ve ideolojiler, büyük anlatılar dönemi cazibesini kaybetmektedir. Yeni bir yol nedir, şimdilik flu. Tarihin bu büyük anlatı ve deneyimlerinden yararlanarak arayışımızı sürdüreceğiz. Yapay zeka, nöropsikiyatr, genetik… bilimlerindeki yeni keşifler, mevcut inanç ve ideolojilerin bütünsel uygulanabilirliğini tedavülden kaldırmakta. Zamanın ruhu, önceden hiç bilmediğimiz yeni kodlar, datalar sunmakta bize. İnsanlık bunlarla ne zaman ve nasıl bir resim çizecek? Bu veriler henüz turfanda ve sanki hafızamıza reset çekilmiş, (eski) bilgi ve yeteneğimiz ile bu yeni dünyanın acemileriyiz, bu malzemeleri kullanmanın. Bunlar sosyoloji, dolayısıyla insanlığın ideallerini bambaşka biçimde belirleyen / belirleyecek olan veriler gibi gözükmekte.
Aramaya devam edeceğiz, yeni bir yolu. Yapay zeka, robotlar bizi yönetmeden onları yönetmenin bir yolunu bulmak için. Bu ise o teknolojiyi öğrenmek (AR-GE’ye bütçe ve zaman ayırmak) ve kontrol etmek (yetişmiş insan kitlesi oluşturmak) için büyük (sermaye hareketine) yatırımlar yapmaya ve bunlar için kaynak üretmek gibi birinci önceliği olan çabaya ihtiyaç göstermektedir. Yeni dünyayı anlamak ve onunla senkronize olmak gibi zorluklar bizi bekliyor. (Ar-Ge bütçe miktarlarında da bahsedilen ülkeler sonlarda gelmekte.)
Kendi adıma öz eleştirimi yapıyorum. Cevizli, üzümlü, bademli… ekmek ve çörekler takılı zokayı yuttum. Geri kalmış bir ülkenin ham ervah bir neferi olarak. Aldandım. Kullanıldım. Yenildim; kaybettim. Haviidim. Kendimi dünyanın merkezi görecek çağda idim. İlim irfan noksanıydım. Neşet Ertaş’ın dizeleri ile söylersek: “Cahildim, dünyanın rengine kandım.” Boştum. Hamdım. Üzerimize istediklerini yazdılar. Bende onu kendim sandım. Yüksek siyasettir, insanlara maruz kaldıklarını kendi seçimleri imiş gibi hissettirmek, düşündürmek. Maruz kaldıklarımı (ben de) kendi seçimim sandım. Deyişimizde olduğu gibi sonunda, “Aradım hatayı özümde buldum.”
Üstat, “yola çıkmak, yoldan çıkmaktır,” der. Yeni bir yola çıkmaya çalışıyorum, epeydir. Tabii bunun kaçınılmaz sonucu olarak bir yoldan da çıkıyorum, hadisatında. Bu yolda, bütün bildiklerimi, ezberlerimi, bunlardan bi habermiş gibi, başka birinin bilişi, ezberi imiş gibi eleştirip inceleyip anlamaya çalışmaktayım. Yani kendimi gözden geçiriyorum. Kendimi güncellemek için. Arafta gibiyim. Hiçbir şeyi yeteri kadar öğrenmeden, ölçüp biçmeden, mantık süzgecinden geçirmeden ne kabul edeceğim, ne reddedeceğim. Özgürlük seçim yapabilmektir. Seçim yapabilmek, seçeneklerin neler olduğunu ve onların ne idigünü bilmekle ve üstün bir analiz, sentez yapabilme yeteneği (kazanmışlığını) gerektirir. Bu ise bir inanç ve ideoloji ön yargısına sahip olmadan uzun yıllar kendine emek harcamak ile mümkün. Yani (eski-mevcut) bildiklerini unutmak ve yeni öğrendiklerini nesnel bir mantık süzgecinden geçirerek ulaşılacak bilgiye dayanarak yeni bir yol tutmayı zorunlu kılar.
Yoldan çıkmak kolay belki, fakat yeni, benim diyebileceğin bir yol bulmak oldukça zor. Ya nasib!..
A.S.
16 Ocak 2025