Fethiye'den çeşitli haberler... Ekim 2016


Açıklama: Fethiye'den çeşitli haberler... Ekim 2016
Kategori: Aktüel
Eklenme Tarihi: 09 Ekim 2016
Geçerli Tarih: 27 Eylül 2020, 13:58
Site: Fethiye'nin Dünyaya Açılan Penceresi
URL: http://www.aliseydi-sevim.com/yazar.asp?yaziID=2236



Mesai

Bayram öncesi aldığımız ve Antalya'da geçirdiğimiz izin üç ekimde sonlandı ve mesaiye başladık... İzin sonucu eve dönerken,  Malatya'dan gelirken Yazıhan içerisinden otobüs geçer. Otobüsün penceresinden iş yerim olan Belediyeye baktım. Sonra eski ile şimdiki duygularımı anımsadım. Eskiden belediye benim hem ekmek kapım, kamu hizmeti yaptığım iş yerim, hemde bana mobing uygulanan içimde bin bir sıkıntının, rahatsızlığın oluşmasına sebep olan bulandığım bir mekandı.


Fakat şimdi ne hissettim, belediyenin önünden otobüsle geçerken? Evimi, mahallemi görmüş gibi... İşe başladığımda yine aynı şeyler. Elbette ki iş yerinin işin akışına yetişme gereğinden dolayı, stresi, yorgunluğu vb. sıkıntısı var. Sorun olmuyor mu? Elbette ki oluyor; aile içerisinde de olacak olağan şeyler. Bu da iş yerlerini, hayatın da normal dinamizmidir.


Keşke bunları Fethiye Belediyesi içinde yazabilseydim... Fakat bu maziyi karanlığın efendileri "mezalim" yazdı. Öyle ki, koru  komşuluk, mahallelik, köylülük; nezaket, tevazu, hoşgörü; hak, hukuk, ideoloji ve inanç kısacası insanlık "kış uykusuna yatmış;" her bakış zıpkın gibi parçalıyor, her söz kan uykuda koynuna aktarılan bir kova buz gibi üşütüyor... özetle yürekler donmuş, sanki insanlık kutuplarda aysberkin altında kalmıştı. Kimse vicdanın ve gönlün sesini duyamıyordu.


Kelli felli -kendilerinin adamın dibi (!?) sanan- niceleri, çağdaş demokrat bir dünyanın seçim yapan, karar veren denetleyen, onurlu birer asli unsuru olmaktan rızaları ile feragat etmiş,  " despot efendilerinin" yapıp ettiği zulüme emme basma tulumba gibi baş sallayan "efendilerinin Kulları"na dönüşmüşlerdi.


Satılık Bahçe


Fethiye'de Nato yolu üzerinde, içerisinde Fethiye'nin artezyen kaynağı, suyu bulunan 12 dönüm civarı, yetişmiş, en az 15 yaşında kayısı fidanları olan, bahçe satılıktır. Müracaat: bahçe sabi Merdan DELİKAYA.




Ali İhsan Kıyak'ın Evi


Ali İhsan abi bahçeye ev yaptırıyor. Müteahhit değil. Fakat geçici bir müteahhitlik belgesi aldı. İnşaata 40-50 gün önce başladı. Bir ay içerisinde içerisine girilecek hale gelir diyor.


Evi bitirince anne ve babasını Almanya'dan getirtip, bir kahve içirip tekrar Almanya'ya göndereceğini söylüyor. Mehmet amcanın yaşı ilerledi ve hızla güçten düşüyor. Ali ihsan abi, muhtemelen dünya gözü ile köyünü ve evini bir kez daha görsün itiyor olmalı...


Bu yeni evin hayırlı günler için kullanılmasını canı gönülden istiyoruz. Hayırlı olsun.


Sosyal Dayanışma


Ahmet ASLAN, geçen hafta bana gönderdiği mesajda, üç insana 100'er Euro olmak üzere 300 euro yardım yapmak istediğini. Birini... hesabına doğrudan, diğer 200 EURO'yu da  ilgililere vermek için bana yollamıştı. Bende bu hafta ise başladığımda, Arkadaşım Ahmet'in gönderdiği parayı euro olarak aldım ve 100 euro'yu Hüseyin KUTLU'ya, 100'euroyu da kadir amcanın gelini Fatma'ya verdim. Onlarda saygı sevgi ve dualarını iletmemi istediler benden. Ahmet'e her yıl yaptığı bu tür cömertlik ve şefkat ve sevgi için teşekkür ve takdirlerimi bende arz ederim.


Dönem dönem Ahmet'in bu gibi örnek dayanışma sergilediklerini bilirim. Buraya yazılan yalnız, bu defalık olandır.


Bir şeyinde altını çizmek istiyorum, bu gibi konularla ilgili olarak. Anlatılanlara göre( örnekteki gibi mağduriyetler yaşanmış), diyelim Ahmet bana 10 para gönderiyor,  "X"e 10 para ver diye. Ben 10 parayı alıp "X"e 5 para veriyorum. "X" ilerde bir şekilde bunu öğrenip bana sorduğunda, ben: birazını da başkasına verdim diyorum.


Bunu demeye benim hakkım yok... Bir aracı kullanacaksınız, bu kişi soru ve hesap soracağınız kişiler olsun...



Gız, yarin iyileşir ayağa da kalkar yürürüm... Yemeğimi de yerim. Hep böyle gidecek değil ya!... 


Almancılar, eylül ayından başlayarak gitmeye başladılar. Ekim ayında ise büyük çoğunluğu gitmiş olacak. Bu gidenlerin içerisinde Gülüstan(SEVİM) bacı da vardı- 5 Eylül 2016.., Gidişi biraz mahzun olduğu için ondan bahsediyorum.


Gitmeden dört gün önce evinin önündeki basamaktan düştü. Kafası demir trabzana çarpıp kanmış, kalçası betona gelmişti. Bunun üzerine Yazıhan Hastahanesine götürdük, kafa ve iskelet  sisteminin rontgeni çekildi. Oradan Malatya Devlet Hastahanesi acil servisine. Gece geç saatlere kadar rontgen, emar, ulturasyon kan vb. tahllileri yaptırdık. Sonuç itibariyle kırık ve hayati risk oluşturacak bir durum yok. Eve getirdik. Fakat Gülüstan bacı iki kişi koluna girmeden yürüyemiyordu.


Almaya'ya götürmek için oğlu Yusuf abi gelmişti. Götürdü. Almanya'da hastahaneye yatırıp tekrar tetkikler yapılmış. Sonuç kalça kemiği civarında bir sorun olduğundan acı çekiyormuş. Hastahanede bakım çok iyiymiş.


Telefon edip,Gülüstan bacı ile Gülender'i görüştürmüş çocukları... Gülüstan bacı: "burada bakım iyi yakında iyileşir, gelecek yıl yine köye gelirim demiş!.." Bu söz bana rahmetli bacımın dizden ve iştahdan düştüğü dönemdeki bir anımızı hatırlattı.  Bacım dizden düşmüş bir adım atamıyor. Verilen yiyecekleri yemiyor mızmızlanıyor. Bu durum karşısında bunalan Gülender ve ablam Sultan'ın: "bir lokmayı yesen, bir adım atsan ne olur," tarzındaki çıkışlarına: "Gız, yarin iyileşir ayağa da kalkar yürürüm... Yemeğimi de yerim. Hep böyle gidecek değil ya!... " demişti. Fakat; bacımın iyileşip, ayağa kalkıp yürüdüğü ve yeyip içtiği, "o, yarin" hiç gelmedi. Çünkü; bu dünyada artık "onun yarını" kalmamıştı!..


Gülüstan bacı, 1926 doğumlu. Dilerim "onun iyileşeceği yarınları" vardır.


Gülüstan bacıya geçmiş olsun der acil şifalar dilerim.


Laf aramızda; bu sade ayıp oldu


Eskiden "Şeher Ekmeği" derdik. Değişik ve hoş bir lezzet tatmak için, yani "ağız değişikliği" olsun diye alırdık. Umum fırınlarda çıkan ekmeği. 1960-70'ler de bu "Şeher Ekmeğini" köy ekmeği arasına sarıp yediklerinden bile bahsedenleri duydum.


Şimdi köyümüzde ekmek pişirenlerin sayısı sürekli azalmakta ve fırından ekmek alır hale gelmekteyiz... Buna alıştık.

Sonra, sebze meyve... Ardından yumurta, süt,peynir yağ. Daha da ileriye gittik... "hadi canım sende" dedirtircesine marketten içme suyu alır olduk. Evimizin bahar temizliklerini kendimiz değil, başka kadınları ücret karşılığında yaptırır olduk.


Şimdi öyle bir noktaya geldi ki, evimizdeki kilim, halı yolluk vb. sergileri köye gelen "Halı yıkamacı"ya metrekaresi şu fiyata yıkattırmaya başladı. Sanki bu, diğerlerinden "sade ayıp oldu."


Münibüsle gelen kişi halı, kilim, yoluk vb. şeyleri alıyor, götürüp Malatya'da yıkattırıp getirip tekrar teslim ediyor.


Daha neler neler göreceğiz? Bu günden kestiremiyorum. "Fakat bunu da gördük!"


Gocamışsın elin gızı gocamış


Ali İhsan abinin evini resmini çekmeye giderken Satı bacıya rastladım. Ben makineye doğrulturken elinde bir şey var eğilerek geliyordu. Beni görünce "vala dur, doğrulam da çek, Yaap (Yakup demek istedi) görsün," dedi... Doğrulmaya çalışmasına rağmen doğrulamadı. Bunun üzerine ne dese iyi olur. "Vıla doğrulam deyim, deyimde doğrulamıyım" dedi.

Mizah, hayatın içerisindedir. Bu hikaye hepimizin -insanın- hikayesi. Gün gelir seksen yıllık bir hayatın yükü sırtına dağ gibi çöker, büker belini; doğrulmak istesin, istesin de bir türlü doğrulamassın.?


Bu da bana Havanur'un: Şu dizelerini hatırlattı. Bir zamanlar selviydin dalıdın,

Taze açan bir tomurcuk gülüdün, Gocamışsın elin gızı gocamış