KAPI KAPI DEĞİL ASLINDA!...


Açıklama: KAPI KAPI DEĞİL ASLINDA!... Malatya Fethiye
Kategori: Aktüel
Eklenme Tarihi: 10 Temmuz 2013
Geçerli Tarih: 06 Aralık 2020, 04:11
Site: Fethiye'nin Dünyaya Açılan Penceresi
URL: http://www.aliseydi-sevim.com/yazar.asp?yaziID=1232


KAPI KAPI DEĞİL ASLINDA!...

 

Şimdi, bir kısım insana özel gibi görünecek bir konudan bahsedeceğim... Bu özel gibi görünen sıradan bir konudan, sonra genel çıkarımlar yapabilme egzersizinde bulunacağım.

Beldemizde kaynak atölyesi yok. Var aslında: Hasan ASLAN.(...) (Hasan ASLAN'dan özür dilerim. Hasan'a dair açıklama yapmaktaki maksadım, buradaki dururken Yazıhan'a niye gittin? sorusuna cevap vermekti. Hasan aynı zamanda akrabamız da olur.) Dolaysıyla, bir şey yaptıracağın zaman Yazıhan'da bulunan "kaynak atölyelerine" müracaat etmek zorundasın. Yazıhan da ise Fethiyeli ve en iyi işleyen bir işletme var:  Altunlar Atölyesi. Fethiyeli olmayan başka bir atölye daha var. Fakat bir Fethiyeliye yakışan, Fethiyeli olan Altunlar Atölyesi'ne iş yaptırmak. Bu bizim naçizane görüşümüz ve arzumuz.

 

Bizim evin kenarında ve ağaçların altında bir kısım yeri örğü tel ile çevirdim ve çiçek, süs bitkileri diktim. Buraya birde profil çerceveli ortası örgü telli kapı lazım. Bunun siparisinide, iki ay kadar önce komşumuzda olan yukarıda alınan atölyeye verdik. Her hafta sorduk. İşleri yoğundu, geçikmesini ise anlayıışla karşıladık, normal gördük. Biçerciler gitti vb. durumlardan dolayı işler biraz azalmıştı. Tekrar söyledik, çercevesini yapmış bir haftadırda orada bekliyor. Tel takılacak dedim tamam dedi. Bir süre sonra tekrar aradım: "Tel takıldı ise kapıyı getir," dedim. Bu defaki yanıt öncekiler gibi, ihmalkarlığın mahcubiyetini taşıyan bir dil değil; "Bu işin gücün içinde..." diye başlayan ve sanki "üç kuruşluk kapı ile uğraşamam"diyen "üfleyip püfleyen" bir vurgu ve sesinde ton vardı...

 

Üflenip püflenmesine sebep benim kapımın ortalama maliyetinin yüz tl civarı gibi küçük bir rakam oluştuması... Binlerce lira ile ifade edilen bir sipariş olmaması...  Yani parasal değerinin küçüklüğüydü. İlaveten benim büyük siparişlere vesile olacak bir çevremin olmaması ise bunun cabasıydı.

 

Elbetteki, bu kadar küçük rakamlık sipariş veren ve başkacada bir potansiyel vaadetmeyen biri, rahatlıkla "üflenecek" biri olabilirdi.  Parasız adam, bana yararı dokunmayan ve dokunmayacak adam gereksiz bir adam ve üflenenerek, püflenerek gözden çıkarılacak biri rahatlıkla olabilirdi. Dikkate alınman için ana kıriter para, parasal büyüklüğün ve maddi yarar sağlama potansiyelin. Bu kapitalist dünyanın tipik bir zihniyet izleri; erezyona uğramış olan değerlerin: inanaçların, ideolojilerin,geleneğin... işaret fişekleri gbi gözükmekte...

İki yada üç yıl kadar önce; Vedat abi(Altun) bir konuşmasında: "Bizler hala Karabetler olarak anılırız, yeni bir isim oluşturamadık!" demişti. Bende bu ve benzeri konularda biraz düşündüm! Neden yeni isimler, o sülalelerin anılmasına isim olamayır, diye?

 

Kanımızca soyla anılma aristokratik, monarşik, padişahlık idarelerinin hakim olduğu dünyanın özelliğiydi. İmparatorlukların yıkılmasıyla, milliyetle anılma ravaçta oldu. 20. yy'ın sonuna doğru ise ulus üstü birliklerin oluşmasıyla(Avrupa Birliği gibi,) birey bir dünya yurttaşı olarak kendini ifade etmeye başladı.

 

Soyla anılma kökü eskilerde olan ve günümüzde geçer akçeliğini kaybetmeye yüz tutmuş kültürel birikimimizin kanıtılarıydı. Özelden genele gidelim... Eskiden dünya mahalleden ibaretti bir bakıma. Aile yapısı geniş aile ve mahalle ise sanki bir dereceye kadar daha geniş bir aileyi temsil ediyordu. Mühimdi; ozamanlar: "biz kapı komşuyuz," sözü. "Gün doğunca yüz yü yüze bakıyoruz."  Hele "him komşusuyuz," dedindi mi akan sular durulurdu...

 

Bu kavramlar ve deyimler,  gelenek ve göreneğimizle komşuları bir birlerine karşı bir takım yazılı olmayan akitlerle bağlar ve bu ise geleneğin, yazıllı devlet kanunlarından daha kuvvetli yasalarını oluştururdu.  Günümüzde geçmişe dair olan çok şey içi boşaltılmış, tavanı bel vermiş, duvaru çatlamış, bir fatiha duası eşliginde dozerin dayanıp yerle bir edip enkazının kaldırılması gereken köhnemiş, viraneler döndü.

 

Ne mahallemize ismin veren "pınar" akıyor, ne Karabetlerin önü asmalı üstü çardaklı kerpiçten evleri ayakta, nede bir dehre ve baltasını yületmeye geleni "üf çekmeden dehre yada baltasını yüleyen, kaynak eden"  kimi zamanda ücret dahi almayıp, üstüne de çay ısmalayan Vartanlar, Avadesler!.. ayakta.

 

Öyle görülüyor ki kuruyan, yalnızca mahalleye ismini veren "Pınar" değil; geçmişin mahallelilik kültürü, her şeyi rakamsal yararın büyüklüğü ile ölçüp biçmeyen, hizmet hak içindir... diyen bir gelenek ve görektirde. Eski binlar yıkılıyor, bu yıkıntıların "püf" diye savrulan külleri arasında, eski insalık anlayışımızda sanki savrulup gidiyor.

Beldemizde, yıkılıp yerine daha ihtişamlıları yapılan yeni binalar bana, Serdar Özkan'ın onlarca dile çevrilen "Kayıp Gül" adlı romanında ki "kayıp olanı" esefle hatırlatıyor!..

 

O romandan çıkardığım ana fikir; genetik yapısı ile oynanarak üretilen daha gösterişli, göz doldurucu, gönül okşayıcı muhteşem görünüşlü güller ile modern insan ve yaşam tarzı arasında bir bağ kurulması ve bu muhteşemlikte, bu güllerde eski gösterişsiz güllerde bolca bulunan kokunun kaybolması ve bu emsalden hareketle, modern insanda kaybolanın, geçmişin kadim değerleri, insanlık anlayışı, insana ve doğaya hesapsız kitapsız bir bakış ve sevgidir...

 

Bilim ve teknikteki gelişmeler, üretim patlması yaratıyor. Bireysel ve toplumsal maddi zenginliklerİ tahminlerden daha kısa sürede ve hızda artırıyor. Paranız varsa çok güzel arabalar, evler barklar alabilir, estetik cerrahiye bir miktar harcama yapıp, kendinizi daha düzgün hale sokabilir ve en ünlü markalardan giyebilirsiniz. Bir sürü yalaka yüzler, fonksiyonelliği yanlızca dünyevi olan ilişkiler ağıda alabilirsiniz.  Bu saydıklarımı ve şu an saymadığımız ve saymamızda mümkün olmayan nice şeyleri daha "satın" alabilirsiniz...  Göz dolduran, gönül okşayan kokusu kaybolan muhteşem suretli güller gibi görünebilir, yanınızdan geçenin burun direğini kıracak parfümlerdende alıp kokmak için dökünebilirsiniz. Fakat; "modern insanın kaybolan kokusu olan 'insanlığı" ne kadar çok paranız olsada satın alamazsınız. Çünkü hiçbir markette satılmaz!.. Bunun okulada yoktur.

 

İhmal edilen "Kapı, kapı değil;" aslında koskoca bir geçmişe, kültüre, gelenek ve göreneğe kapatılan bir kapıdır! "Kapı Kapı değil aslında, "kapı gibi  kockoca bir ilişkiler, duygular, düşünceler idealler manzumesidir. Keşke açık olsaydı, kapatıılıp ihmal edilmeseydi o kapı!

Çünkü o kapı, bildiğiniz kapı değil, aslında!...

 

Yazan: A. S.

Yazım tarihi: Kapının kapanışının fark edildiği 62. gün. 2013