| 30 Kasım 2007 |
30 Kasım 2007 tarihinde
Beldemizin muhtelif yerlerinden çekilmiş resimler ile
Sonbaharda yaprakların döküldüğü video görmek yan taraktaki
linkleri tıklayınız.
Belediyemizde yapılacağını söylediğim canlı yayın kötü hava
şartları nedeniyle ertelendi. Uydu yayını için
çatıya dikilen çanağın yönünü esen sert rüzgar karşısında
sabit tutmak mümkün olmadı. |
30 Kasım 2007 tarihinde Çekilmiş Çeşitli
Resimler(
30 Kasım2007 Tarihi Sonbahar Videosu |
| 30 Ekim
2007 |
Resmi ibadethane, memur dedeler
Türkiye’deki
laiklik anlayış ve uygulaması tuhaftır. Bir köşe yazısında
meselenin anlayış boyutunun incelenmesi zor ama en azından
sorunun kurumsal boyutuna değinmek, yani Diyanet İşleri
Başkanlığı kurumunun yapı ve işleyişinden kaynaklanan
hatalara ilişkin bir-iki söz etmek mümkün.
***
Alevi kesimin şikayetlerinde, nereden bakarsanız bakın,
büyük bir haklılık payı olduğuna kuşku yok.
Ama, en azından bendeniz, önerilen çözüm yollarının bir
tuhaf olduğu kanısını taşıyorum.
Genel idare içinde yer alan ve merkezi bütçe ödeneği
kullanan Diyanet İşleri Başkanlığı kurumunun
teşkilatlanmasının ağırlıklı olarak İslam dininin sünni
yorumuna yönelik olduğuna dair çok yaygın bir kanı var ve
uygulamalar da bu kanının doğruluğu yönünde.
Bu yapının ne kadar anlamlı olduğu, din gibi inanç kurumunun
devlet türü bir örgüt içinden finanse edilmesinin ne kadar
uhrevi olduğu mutlaka ileride daha çok tartışılacak.
Türkiye’ye yabancı olmayan insanlar bu yapılanmanın
kökenlerinin Osmanlı’ya, hatta daha da gerilere kadar
gittiğini ve Cumhuriyet döneminde işin daha da katmerli hale
gelmesinin altında devletin din kurumunu ve dindarları
kontrol etme merakının yattığını da biliyor.
Bugünkü yapı içinde sistemden daha yararlı çıkıyor gibi
gözüken sünni müslümanların da bu yapı ve anlayışı ne kadar
içlerine sindirebildiklerine doğrusu bir parça şaşıyorum.
***
Alevi yurttaşların inaçlarının vergi gelirleri ile finanse
edilen bir kurumda temsil edilememesi yurttaşlık anlayışı
açısından tuhaf görünebilir.
Ve bu tuhaf gibi duran durum karşısında alevilerin bir
bölümü kendilerinin de Diyanet İşleri Başkanlığı içinde
temsil edilmelerini talep ediyor.
Diğer bir ifadeyle cem evlerinin de resmi ibadethane
sayılmasını, alevi dedelerinin de devlet memuru olmalarını
yani merkezi bütçeden maaş almalarını, kendilerine yapılan
negatif ayırımcılığı engellemek, için talep ediyorlar.
İki yanlışın bir doğru etmesi çok istisnai bir durumdur.
Sünni imamların devlet memuru statüsünde olmaları,
müftülerin maaşa bağlanmış olmaları kanımca büyük bir
hatadır.
Bu hatanını telafisinin cem evlerinin resmi ibadethane
sayılması ve alevi dedelerinin de devlet memuru olmaları ile
giderilmesi bir yöntemdir ama bu yöntemin ne kadar doğru
olduğu çok kuşkuludur.
***
Alevilere, diğer inançlara ve inaçsızlara karşı negatif bir
ayırımcılık yapıldığı doğrudur ama bu hatanın telafisi din
hizmetlerinin bütününün, sünni kesime yönelik olanlar dahil
olmak üzere, sivil topluma bırakılmasından geçmektedir.
Alevilerin de bu devlet mekanizması içerisinde kendilerine
yer aramalarını doğrusu çok şık bulmuyorum.
Din hizmetlerinin sivil topluma bırakılmasının önünde yasal
engeller olduğu ve bunun gerçekçi bir çözüm olmadığı iddia
edilebilir ama konu sanıldığı kadar basit değildir.
Yasal engeller, şayet meşruiyet taşımıyorsa. aşılmak
içindir.
Diyanet-sivil toplum çözümleri arasında da çok sayıda ara
çözüm mevcuttur.
30.11.2007
***

Alevilik ve Anadolu
isyanları
30/11/2007
BİZDE ve Avrupa'da orta ve yeni çağlarda
en önemli sosyal hareketler köylü
isyanlarıdır. Bizim bozkır coğrafyasında
buna göçebe, yarı göçebe aşiret
isyanlarını da eklemek lazımdır.
13. yüzyılda Baba Resul önderliğindeki
Babailer İsyanı sosyal tarihimizin en
önemli olaylarından biridir.
Aynı şekilde, II. Bayezid döneminde
başlayıp hemen bütün 16. yüzyılı
kapsayan sosyal çöküntü ve isyanlar da
bütün tarihimizi derinden etkilemiştir.
Bu isyanlar, sonradan Marksistlerce
"sınıf savaşı" gibi yorumlandı,
"işçi-köylü devrimi" şablonuna
oturtulmak istendi.
İslamın sufi bir kolu olan Aleviliği
devrimci bir siyasal ideolojiye
dönüştürmek için de tarihteki isyanlar
bu yönde yorumlandı. Uzun ve derin kriz
dönemlerinde çiftini çubuğunu bırakıp "çiftbozan"
olmak, devrimci eylemmiş gibi
gösterildi.
Sosyal çöküntü
Halbuki, değerli tarihçi Ahmet Yaşar
Ocak'ın "Babailer İsyanı, Aleviliğin
Tarihsel Altyapısı" adlı eserinde
gösterdiği gibi, bu olay Alevi
mezhebinin Sünni devlete isyanı değildi;
sınıf savaşı da değildi. Orta Asya'dan
seller gibi gelen göçebe nüfus akışı
yüzünden Anadolu'da sosyal bir krizin
patlak vermesiydi.
Heterodoks inançlar isyanların sebebi
değil, ifade biçimiydi.
Büyük yıkımlar oldu. Babailer İsyanı
başarısızlıkla sonuçlandı. İsyanların
acılarına karşı Anadolu'da dirlik ve
düzenlik, sevgi ve dayanışma ihtiyacı
derin bir şekilde hissedildi. Şiddetini
kaybeden isyanlardan geriye kalan
barışçı sufilik Anadolu Aleviliğinin de
Sünni tasavvufun da toplumsal zeminini
oluşturdu. Babailer İsyanı'ndan uzak
duran Hacı Bektaş Veli hem ruhani alanda
bu yeni iklimin simgesidir, hem
Osmanlı'nın getireceği dirlik düzenlikte
Bektaşi ocağıyla yapıcı bir rol
oynamıştır.
Dirlik ve düzenlik için merkezî otorite
ve hukuk gerekiyordu. Osmanlı bunu Sünni
medreseden, Şah İsmail Şii medreseden
sağladı. İki devlet de kurumlaştıkça
aşiret hayat tarzıyla çatıştı.
Bu süreçte 16. yüzyılı kapsayan ve bütün
Akdeniz havzasında görülen nüfus
patlamasını Anadolu kaldıramadı, yeni
bir sosyal çöküntü ve isyanlar dalgası
patlak verdi.
Nüfus arttı ama
1520-1575 arasındaki 55 yılda iç
Anadolu'da nüfus yüzde yüz arttı; ama
tarlalar genişlemedi! Artık fetihlerle
Balkanlara nüfus taşımak da kolay
değildi!
Toprağı daralan köylüler "Çiftbozan"
oldular, yani çiftini çubuğunu bırakıp
şehirlere yığıldılar, dağlara çıktılar,
"haramilik" de arttı.
Yoksul köylüler çocuklarını medreselere
vermişler, medreseler işsiz bekâr
odalarına dönmüştü! Bir süre sonra "çiftbozan"lara
"suhte" denilen Sunni medrese talebeleri
de katıldı; isyanlar aldı yürüdü!
Devletin tımar (toprak) verebildiği
isyancılar vazgeçiyordu... Sünnilikle
ilgisi olmayan Bektaşiler, devlet içinde
yer aldıkları için, isyanlara
katılmadılar!.. Sünni suhteler ise
sosyal sebeplerle, isyanlarda büyük rol
oynadılar!.. İsyanlara katılan Aleviler
de Alevi oldukları için değil, sosyal
çöküntüden mağdur oldukları için
ayaklanmışlardı!
Bu konuda Prof. Halil İnalcık ile merhum
Prof. Mustafa Akdağ'ın araştırmaları,
özellikle "Celali İsyanları" adlı eseri
önemlidir.
Tarihten bir ders çıkarılacaksa bu,
sosyal çöküntü ve mağduriyetten sakınma
dersidir. Bunun dışında her mezhep kendi
inananı için iyidir. Kavgaya gerek yok.
t.akyol@milliyet.com.tr
Aleviler ve
cumhuriyet
29-11-07

YAZAR: TAHA AKYOL
Türkiye tekrar köylülüğe ve otoriter rejimlere nasıl 'geri'
dönemezse, laikliğin liberalleşmesi taleplerine de 'Alevi
Islam'ın tanınma ve saygı görme taleplerine de kulak
tıkayamaz.
SAYIN Türker Alkan değerli bir akademisyendir;
yazılarını zevkle ve bir şeyler öğrenerek okurum. Siyasi
görüşlerimiz farklıdır. Dünkü yazısında gördüm ki, 'Alevilik
sorunu'nun ortaya çıkışı konusunda da farklı düşünüyoruz.
Sayın Alkan'a göre:
"Cumhuriyet döneminin başlarında 'Alevi sorunu'
diye bir şey yoktu. Tersine, Aleviler cumhuriyet yönetiminin
bir parçası olmaktan çok mutluydular. Çünkü Osmanlı'dan çok
çekmişti Aleviler... Laik cumhuriyet yönetimi Alevilere din
ve inanış özgürlüğü tanımıştı."
Öyle mi acaba?
Alkan'a göre, Alevilerin şikâyetleri "Türkiye
laiklikten ödün vermeye başlayınca arttı..."
Demek ki, cumhuriyet döneminde de şikâyetleri
varmış da 1950'den sonra artmış. Alkan, "Cemevlerinin ibaret
yeri olarak tanınmamasını" örnek gösteriyor.
Cumhuriyet döneminde 'cemevleri' var mıydı?
Sayın Alkan'ın çizdiği 'şablon' olgulara pek
uymuyor.
Homojen ulus
Aleviler tabii ki laiklikten mutlu olmuştu; her
toplumda laikliği ilk benimseyenler azınlıktaki dini
gruplardır. Ama "Cumhuriyet Alevilere din ve inanış
özgürlüğü tanımıştı" demek, biraz abartılı galiba!
Cumhuriyetin bu yönde özel bir yaklaşımı olmadığı
gibi, Diyanet'i Sünni ilmihali üzerine yapılandıran da
cumhuriyettir. Bu, cumhuriyetin genel "homojen ulus" yaratma
politikasının bir parçasıydı.
Tekke ve tarikatlar yasaklanırken Alevi tekkeleri
ve Bektaşi tarikatı da yasaklandı.
Alevilik ve Sünnilikteki popüler sufi akımları,
bilimsel tasnifte, 'Halk Islamı'dırlar; evliyalar,
kerametler, mistik inanışlar çok önemlidir. Cumhuriyet
pozitivizmi ise, Alevi-Sünni ayrımı yapmadan, bunları
"hurafe" olarak görmüştür. Tekkelerin kapatılmasının
sebeplerinden biri buydu zaten.
Ayrıca, laik Türk Kadınlar Birliği'ni bile
kapatan Tek Parti rejiminin bir farklılık olarak Aleviliğe
kendini ifade ve kurumlaşma imkânı vermesi sanırım
düşünülemezdi.
Üstelik o zaman Alevilerin büyük çoğunluğu
bugünkü taleplerini ileri sürecek bir sosyolojik konumda
değildi; köylü karakteri ağır basıyordu.
Aynı sebepten, II. Meşrutiyet'in liberal
döneminde de "Alevi şikâyetleri" gündeme gelmemişti; birçok
Bektaşi Ittihatçı olduğu halde.
Şehir ve demokrasi
Konuyu siyasi şablonla değil, sosyolojik
merkez-kenar ilişkileriyle izah etmek daha isabetlidir.
Osmanlı döneminde 'Alevi meselesi' aşiret
isyanları biçiminde ortaya çıkmıştı; bu süreçteki "çiftbozanlık"
sorununu yarın yazacağım.
Alevilik meselesini bugün gündeme yerleştiren iki
esaslı dinamik vardır: Şehirleşme ve demokrasi...
Cumhuriyet döneminde ise "merkez"i oluşturan
devletçi seçkinler karşısında, "kenar"daki köylü halk
kesimlerinin şikâyet ve taleplerini ortaya koymaları mümkün
değildi: Okumuşlardan oluşan sözcüleri yoktu, demokrasi de
yoktu.
Bugün türbanı da cemevlerini de ortaya çıkaran
faktör; "kenar"daki kitlelerin şehirleşme ve demokrasi
sürecinde "merkez"e gelmeleri, "merkez" içinde özgürlük ve
saygı istemeleridir.
Türkiye tekrar köylülüğe ve otoriter rejimlere
nasıl 'geri' dönemezse, laikliğin liberalleşmesi taleplerine
de 'Alevi Islam'ın tanınma ve saygı görme taleplerine de
kulak tıkayamaz.
Doğrusu, kırıp dökmeden, insanları rencide
etmeden, "müsalemet"le, çağdaş özgürlükleri
gerçekleştirmektir.
|
|
| 29 Kasım 2007 |

Taha AKYOL (Objektif)
Alevi mektupları
AKP hükümetinin Alevi
vatandaşlarımıza açılımı konusunda yazdıklarım üzerine
yüzlerce mektup aldım. Reha Çamuroğlu'nun girişimini ve
AKP'nin açılımını destekleyenler var, eleştirilenler var.
Faks ve mail yoluyla aldığım bu
mektuplarda, farklı modelleri savunan Alevi kuruluşlarının
birbirine yönelik eleştirileri de yer alıyor.
Fakat Alevi kuruluşları arasındaki
görüş farklarını ve karşılıklı eleştirileri yazacak değilim.
Alevi kuruluşları arasındaki görüş farklarını
derinleştirecek bir tavra girmek istemiyorum. Savunduğum iki
genel ilke vardır:
Bir: Devlet 'Alevi İslam'ı da
tanımalı, din hizmetlerini Alevi vatandaşlarımıza da
sunmalıdır; devletin bütün din hizmetlerinden çekilmesi
zamanla oluşacak bir husustur.
İki: Tartışmaların dili
'müzakereci' olmalıdır. Kırıcı ve kutuplaştırıcı dilden
sakınılmalıdır. Her konuda savunduğum bir prensiptir bu...
Bu sebeple, falanca Alevi
kuruluşları Reha Çamuroğlu'nu destekleyen mektuplar
gönderdi, falanca Alevi kuruluşları da eleştirdi diye
'kutuplaştırıcı' bir tarza girmeyeceğim.
Teslim olmak?
Fakat, 148 kuruluşu temsil eden
Alevi ve Bektaşi Federasyonu'nun 'cevap' niteliğindeki
mektubundan bahsedeceğim. Ben ABF'nin adını vermeden,
Çamuroğlu'na "hain" demenin, tartışmada böyle bir dil
kullanmanın yanlış olduğunu yazmıştım. ABF adına Murtaza
Demir, mektubunda bu konuda diyor ki:
"Reha Bey de çok iyi bilir,
Türkmenin Kızılbaş damarı kolay teslim olmaz. Siz Bâtıni
Türkmenin varlığını, hakkını, hukukunu tanımazsanız, o sizi
hiç tanımaz. 'Çiftbozan' dağlara vurur. Yeniçeri'yi,
Babailer'i yazan, Pir Sultan'ı, Şah Kalender'i, Şah Kulu'nu,
hatta Baba İlyas'ı yazan Reha kardeşim bunları ne çabuk
unuttu? Yoksa bunları inanmadan, 'laf olsun, beri gelsin'
tiraj olsun diye mi yazdı? Türkmen, yemek yediği sofraya
tükürmez. Hainlikten kasıt budur."
Bu satırları "hain" suçlamasındaki
ölçüsüzlüğü hafifletmek için yazılmış sayıyorum, "kardeşim"
sözü de güzel.
Fakat Çamuroğlu, "teslim olmak"
şöyle dursun, cumhuriyet hükümetleri içinde en geniş açılımı
AKP'nin gündeme getirmesini sağlamadı mı?
Murtaza Demir'in bahsettiği "Çiftbozan"
meselesi önemlidir, ayrı bir yazıda ele alacağım.
Kendimiz çözmeliyiz
Cem Vakfı'nın protokol listesinde
600'e yakın Alevi ve Bektaşi kuruluşunun ismi var. Hepsinin
aynı modeli benimsemesi beklenemez. Görüş farkları yapıcı
bir dille konuşulmalıdır. Sayın Murtaza Demir'in
mektubundaki şu satırlar yapıcı bir yaklaşımın ifadesidir:
"Birçok eksiği, yanlışı olan, fakat
elinden geldiğince düzgün olmaya gayret eden bir federasyon
yönetimi olarak, temsil etmeye çalıştığımız geleneksel
Aleviliğin ulularının öğütleri, nefesleri ve deyişlerinin
ışığında mütevazı çaba içindeyiz.
Derin bir yara olan bu sorunun
tedavisi konusunda çaba göstermeye hazır olduğumuzu bir defa
da sizin aracılığınızla ifade etme imkânı bulabilirsek,
belki bir yararı olur. Gerçekten kompleksimiz ve önyargımız
yoktur. En azından bu konuda önyargılı değiliz. Biz bu
sorunu burada kendi ülkemiz, devletimiz ve hükümetimizle
çözmeye mecbur değil; mahkûmuz...
Bu ülkenin yurtseverleri olarak,
hiç değilse bu sorunu emperyalistlerin kullanmasına izin
vermemeliyiz..."
|
Alevilik Konusundaki diğer
haberler için tıklayınız>>> |
| 28 Ekim 2007 |
Bir gece önce don
olduğundan, sabahleyin güneşin ısıtması sonucu yapraklar
döküldü. Hava açıktı. Resimde görüldüğü gibi güneşli.
Fakat bu gün, hava sıcaklığı
düştü ve rüzgarlı bir havaya yağmur eşlik ediyor.
Bu akşam, saat 19:00 ile
22:00 saatleri arası Er Tv, Belediyemiz içerisinden canlı
yayın yapacak. Bu toplantıya isteyen herkes katılabilecek.
a.s. |
 |
| 27 Ekim 2007 |

Aliseydi
KIZILDERE'inin kızı Melahat, 23 Kasım 2007 tarihinde
nişanlandı. Nişandan çektiğimiz resimler yan taraftadır.
Nişanlılara Mutluluklar
dileriz. |
Melahat KIZILDERE'nin Nişanı |
| 27 Kasım 2007 |
Tanrı, Ayşegül UCAR'ı
hayatının baharında, geçen hafta aramızdan aldı.
Ayşegül Aboğ dedenin Bursa'da yaşayan, geçen yıl
kaybettiğimiz merhum Hüseyin Ucar'ın torunu. Ayşegül 22.
yaşında idi ve kalp krizi sonucu Tanrı'nın Rahmetine
kavuştu.
Merhuma Tanrıdan Rahmet
acılı yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
a.s. |
|
| 26 Kasım 2007 |

Taha AKYOL Objektif
Aleviler için model?
CHP lideri Deniz Baykal, "Alevilerin çok önemli talep ve
şikâyetlerinin olduğunu, buna karşın hükümetin göstermelik
şeyler yaptığını" söylüyor.
AKP'li Reha Çamuroğlu'nun önerdiği modeli yetersiz buluyor.
Olabilir. CHP de bu konuda kendi modelini ortaya koymalı.
Farklı modeller görüşülerek bir çözüm üretilecektir.
Tuhaf olan, Alevi kesimindeki bazı kuruluşların Reha
Çamuroğlu'nu "hain" diye suçlaması, devletin 'Alevi İslam'
için din hizmetleri vermesine 'asimilasyon' korkusuyla
peşinen karşı çıkmalarıdır.
Farklı görüşler, modeller elbette olacak ve müzakerelerle
bir sonuca varılacaktır.
Ama bu meseleyi 'cemaat' kavgasına dönüştürmek yanlış olur.
"Hain" suçlaması totaliter bir zihniyetin dışa vurumudur;
sorunu çözmez, çözümü zorlaştırır. Hatta böyle keskin
tutumlar Alevi vatandaşlarımız arasında da kutuplaşmalara
yol açabilir; bundan sakınmak lazımdır.
Din hizmeti...
Çamuroğlu'nun önerdiği model, Alevi dede ve zakirlerine din
hizmetlisi kadrosu verilmesini ve bu hizmetlerin
kurumlaştırılmasını istiyor. Bunu laikliğe aykırı
bulabilirsiniz. Ama "hain" diyemezsiniz. Diyanet'in devlet
kurumu olmasını laikliğe aykırı bulan İslamcılar bile var.
Konuyu ihanet-sadakat kavgası çıkmazına sürüklemekten
sakınmak gerekir.
Kaldı ki devletin 'Alevi İslam'la da din hizmeti vermesini
isteyen Aleviler az değildir.
Madem devlet böyle hizmet veriyor, Alevi İslam için de
versin diyen Aleviler az değildir.
İzzettin Doğan hocanın liderliğindeki Cem Vakfı "cemevlerine
ibadethane statüsü verilmesi, ibadet için genel bütçeden pay
ayırılması ve Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde Alevi
inanç önderlerine kadro tahsis edilmesi taleplerini reddeden
Başbakanlık kararının iptali istemiyle dava" açmadı mı?
İzmir'de Avukat Kemal Kırlangıç benzer taleplerle AİHM'ye
başvurmadı mı?
Reha Çamuroğlu'nun başlattığı girişimin ana hatları da aynı
değil mi?
Sadece "şahsi görüş" olarak Alevi İslam hizmetlerinin
Diyanet dışında kurumlaştırılmasını istiyor.
Tartışmaya açık...
Yumuşak dil
Bu talepler niye "hainlik" olsun?! Yanlış bulunabilir,
farklı modeller önerilebilir. Zaten tartışarak, görüşerek
bir model oluşturulacak. Uygulamaya geçtikten sonra da
ortaya çıkan ihtiyaçlara göre düzeltmeler yapılacak. Bütün
kurumlaşmalar böyle olur.
Baştan "hain" suçlamasını anlamak mümkün değildir.
Çözüm ararken herkes "eline, diline" sahip olmalıdır. Bu ne
öfke, bu ne husumet?!
Bu konuda açılımı AKP'nin yapması kötü değil, aksine
özellikle iyidir. İki mezhep arasında tarihten gelen 'soğuk'
duyguları gidermek için son derece isabetlidir.
Dil kavgacı olmamalı, müzakereci olmalıdır. Çözüme yürümenin
ilk şartı, üslup ve davranışta yumuşak, müzakereye açık ve
esnek olmaktır.
Hem özgürlükten, hoşgörüden bahsetmek, hem farklı çözüm
önerilerine böylesine totaliterce düşmanlık sergilemek
mümkün değildir.
Aleviler de Sünniler de tek fikirli değildir. Özellikle
çağımızda şehirleşme, eğitim, orta sınıflaşma gibi
sosyolojik dinamikler bütün inanç gruplarını daha da
çeşitlendiriyor.
'Kelam' kırıcı ve ayırıcı değil, bağdaştırıcı ve
birleştirici olmalıdır.
Hazret-i Hünkâr ne demiş?
"İbret ile bak, hilm ile söyle...
"GÜNCEL,(1)
19 Kasım
2007
|
|
| 24 Kasım 2007 |
Melek MERCANOĞLU'na Münih'te
geçirmiş olduğu ameliyattan dolayı geçmiş olsun der, acil
şifalar dileriz.
Beldemizin Yukarı Tenci ile
Aşağı Tenci Mahallesi altyapı tesisi kapsamında
yapılan çalışmalar sonucunda kanalizasyona kavuşacak.
Bu proje için Belediyemizin
DPT'ye yaptığı müracaata, DPT olumlu yanıt verdi ve
12.000,00.ytl şartlı yardım yaptı.
Yan taraftaki resimdeki
görülen iki kamyon PVC boru bu maksatla alındı. Bu
kanalizasyon Yukarı Tenciyi, Aşağı Tenciye bağlayacak ve
Fosseptik çukuruna bağlanacak. Fosseptik çukuru, Aşağı
Tenci'nin alt tarafında bulunan bir çukurda açılacak.
***
Erdoğan Alevilerin iftarına katılacak
ABDULLAH
KARAKUŞ Ankara
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Alevilerle AKP'nin ilişkisini
geliştirmek için harekete geçiyor. Alevi olan AKP İstanbul
Milletvekili Reha Çamuroğlu'nu danışmanı yapan Erdoğan,
Alevilerle de sık sık bir araya gelecek. Erdoğan, ilk olarak
ocak ayında bin Alevi'nin katılacağı iftar yemeğine
katılacak.
'Başbakan Cem evine gidecek'
Alevilerle ilişkileri geliştirme çerçevesinde Erdoğan'ın
ocak ayı içinde Alevilerin düzenleyeceği geceye katılacağı
öğrenildi. Erdoğan'ın hicri takvimle Muharrem oruçlarına
başlayacak Alevilerin iftar yemeğine katılmasının
planlandığı belirtildi. Bu toplantıda Erdoğan'ın Alevilerin
sorunlarını dinleyeceği ve partisinin Alevilere yönelik
açılımını anlatacağı öğrenildi.
AKP Genel Merkezi'nde Erdoğan'ın makam katı olan 8. katta
bir oda tahsis edilen ve yemeği düzenleyen Alevi kökenli
Çamuroğlu, şunları kaydetti: "Ankara'da bir iftar vereceğiz.
Bu 1000 kişilik bir yemek olacak. Başkonuğumuz başbakan
olacak. Bu yeni bir açılımdır, gerisi de gelecek.
Başbakan'ımız cemevlerine de gidecektir. Gitmesi için de çok
neden vardır."
***
Alevilerde AK Parti çatlağı
24 Kasım 2007 Cumartesi 08:51
Hükümetin Alevilere yönelik açılımı bu kesimi ikiye böldü.
Başbakan Erdoğan’ın Alevilere yönelik açılımı, Alevileri yol
ayrımına soktu. Alevi kökenli bazı isimleri parlamentoya
taşıyan AK Parti, her yıl binlerce Alevi’nin katıldığı Hacı
Bektaş-ı Veli şenliklerine alternatif olabilecek Abdal Musa
törenleri için hazırlıklar yapıyor.
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Turan Eser, “kendi
yandaşları üzerinden AKP güdümlü bir Alevi örgütlenmesi
yaratılmasına” karşı olduklarını söyledi.
Devletin siyasal İslamcı çizgide bulunan bir Alevi
örgütlenmesine gitmek istediğini söyleyen Eser, “Hükümet
samimiyse bu işin doğrudan mağduru olan kesimleri
dinleyerek, Alevilerin karşı karşıya oldukları sorunların
çözümüne cevap arar. Ama gizli ilişki ve ajandaları
olanların konu mankeni olmayız” dedi.
SÜNNİLEŞTİRME
OPERASYONU
Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan da “AKP’nin gizli
bir ajandası” olduğunu belirterek, “Bu yapılan çalışma,
devleti Sünnileştirme operasyonudur. AB’nin gözü boyanmaya
çalışılıyor, kamufle hareketler bunlar” diye konuştu.
***
Erdoğan bir tabuyu yıkıyor
22 Kasım 2007 Perşembe 10:35
Sosyal Demokratların yapmaya cesaret edemediğini o yapacak.
Alevilere...
Başbakan Erdoğan Türkiye'nin siyasi
tabularından birini daha yıkarak, Muharrem ayında Alevi
Cemaati’nin önde gelen isimlerine iftar yemeği verecek.
İftara Alevi dedeleri ve cemaatin önde gelen isimlerinden
200 kişi davet edilecek .
Seçime bir hafta kala İstanbul'daki Alevi Dergahı Erlikbaba
Kültür Derneği'ni ziyaret eden Başbakan Tayyip Erdoğan büyük
kucaklaşma için bir adım daha atmaya hazırlanıyor.
Aleviler'in oruç tuttuğu
Muharrem ayında, Alevi cemaatine iftar verecek olan Erdoğan
böylece, Aleviler'in iftarına katılan ilk Başbakan olma
ünvanını da almış olacak.
200 SEÇKİN DAVETLİ
Bilkent Otel'de yapılacak iftar için çok özel bir çalışma
yürütülüyor. Türkiye'de ilk kez verilecek iftar yemeğine 200
civarında Alevi dedesi ve Alevi cemaatinin önderleri ile
Aleviler'in kurdukları sivil toplum kuruluşlarının
başkanları davet edilecek. İftara, AK Parti içindeki Alevi
kökenli milletvekilleri, Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı
Said Yazıcıoğlu ile çok sayıda bakanın katılması bekleniyor.
İftar Aleviler'in oruç tutacağı 9-21
Ocak tarihleri arasında Erdoğan'ın programının uygun olacağı
gün gerçekleşecek.
İftar yemeğinin hazırlıklarını AK Parti’nin Alevi kökenli
İstanbul Milletvekili Reha Çamuroğlu organize ediyor.
Düzenlenecek programda Çamuroğlu’nun yarı sıra Alevi
cemaatini temsilen bir iki Alevi dedesine söz verildikten
sonra Erdoğan, kürsüye çıkacak.
TÜRKİYE'DE BİR İLK
İftar, Alevi cemaatinin sorunlarını birinci elden hükümete
aktarma fırsatını yakalaması bakımından da tarihi bir
niteliğe sahip olacak. Türkiye'de ön yargılar ve
duygusallıkla bir yere varılamayacağını vurgulayan Çamuroğlu,
"Türkiye'de cemaatler arasında birilerinin örmeye çalıştığı
duvarları yıkmamız gerekiyor. Toplumların bir birine
yakınlaşması, tanıması doğrultusunda, ayrımcı düşüncelerden
uzak yaklaşımların gerçekleştirilmesi şart.
Bu iftar bunun için önemli
bir adım olacak. Türkiye'de ilk kez böyle bir kucaklaşma
yaşanacak" dedi.
Kaynak: Bugün
|

Tenci Alt yapısı için Alınan PVC Borular
 |
| |
| |
| 22 Kasım 2007 |
Sonunda Cem Evi'in çatısına
resimde görüldüğü şekilde Bayrağı da diktik. Cem Evi'nin
karşısında bulunan resimde de görülen Mevlüt Aslanoğlu
parkının bitişindeki Okul binası, Kütüphane yapılmak için
onarılıyor. Koryürek'ler inşaatı ile beldemiz insanlarının
çeşitli resimlerinden oluşan albümü görmek için yan
taraftaki resmin üzerinde bulunan linki tıklayınız....
a.s. |
Cem Evi ile Beldeden Çeşitli Görünümler
 |
| 22 Kasım 2007 |
SİVAS- SOLİNGEN yada
ANKARA- KOPENHANG KIRITERLERİ farkı
Montesqua,”Hukuk, güzsüz insanın kendini koruma güdüsünden
doğmuştur,”der. Bu gün için azınlıklar, güçsüzdür... Bundan dolayı,
önce bizler(çoğunluk olmayanlar), hukuktan yana olmalı. Sonra, sonra
değil, aslında insanlık hukuktan yana olmalı; çünkü insanlık, kurduğu
devlet aygıtları ve bununda ötesinde, uluslar üstü bir yapılanmanın da
adı olan “küreselleşme” karşısında hukuktan yana olmalı! Bu bakımdan
hukuk, ekmek, su kadar gerekli, hatta insanlık için zorunlu bir
ihtiyaçtır, bugün…
Sivas Katliamı’nı meşrulaştırmak isteyen çevreler; bu ülkenin
aydın ve Alevilerinin, Madımak(1993)te yapmak istedikleri etkinliği,
beylik deyimle “Müslüman mahallesinde, salyangoz” satmak olarak
gerekçeleştirmektedirler. Özellikle, Aziz Nesin’in Madımaktaki
varlığı, işlerin çığırından çıkmasının(37 yurttaşımızın
yakılmasının) makul gerekçesi olarak gösterilmeye çalışmaktadır…
Yani kendileri, çoğunluğunu Hıristiyan’ların oluşturduğu
Avrupa’nın her ülkesinde mescit, dernek, vakıf... kurabilirken;
kendi inançlarını ve ibadetleri açıklamak için dergi, gazete, Tv,
İnternet siteleri… kurup kullanırken; her türlü toplantı, gösteri ve
propaganda özgürlüklerinden yararlanırken; bu ülkenin Alevi ve
aydınlarının, kendi ülkelerinde bulunan bir şehirde, azınlık
olmaları ve aykırı fikirleri ifade etmeye yeltenmelerini, “canice
bir cinayetin meşru sebebi” görmeye, göstermeye çalışmalarındaki
paradoksu izah edebilmek akıl karı bir tavır ve tutum değildir.
Yüce
Tanrı; hem Resul, hem de Nebisi olan Hz. Muhammed’e dahi,
“Muhammed; sade bir elçidir”(Ali İmran, 143) “Rabbin
isteseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi toptan iman ederlerdi; sen
halkı iman etmeleri için zorlamak mı istiyorsun?”(Yunus, 98) “Biz
seni, hak ile müjdeci ve sakındırıcı olarak gönderdik.” (Bakara,118
ve Furkan,55) derken; Tanrı’nın Hz. Muhammed’e dahi vermediği,
“iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma” adına cinayet işleme
hakkı(yetkisi)ni kendinde bulanlar; kendi Din ve Mezheplerinin
ülkülerinden bihaber ve bir kısmını kullandıkları uygar dünyanın
temel insan hak ve hürriyetlerini ayaklar altına alan caniler
olarak, tarihimizin(hatta insanlık tarihinin) benzer kara sayfaları
arasında büyük bir utançla anılacak yerlerini almışlardır..
***
Bu gün için uygar dünyanın Temel Hak ve Hürriyet’lerin
asli referansı, AB İnsan Hakları Sözleşmesi, BM Siyasi ve Medeni
Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Avrupa Anayasası, AİHM Kararları…
özetle Kopenhag Siyasi Kriterleridir…
1976 yılında, çocuk pornosu konusundaki bir
davanın görülmesi sonucu; AİHM ünlü “Handyside Kararları,” düşünce
özgürlüğünü söyle tanımlar: “Düşünceyi açıklama özgürlüğü, bu tür
toplumun temel unsurlarından birini, her ferdin gelişiminin ve
ilerlemesinin zorunlu kabullerinden birini oluşturur. 10.
maddenin 2. paragrafı saklı kalmak üzere,
düşünceyi açıklama özgürlüğü, sadece hoşa giden veya zararsız ya da
tepki yaratmaz sayılan « haber » veya « fikirler » için değil,
fakat, devlete veya halkın bir kısmına ters düşen, şoke eden ya da
üzüntüye sevk edenler içinde geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve
yeniliğe kucak açma bunu gerektirir ve bunlar olmadan demokratik
toplum olmaz.”
(Çeviren Prof. Dr. Durmuş TEZCAN DEÜ Hukuk
Fakültesi Öğretim Üyesi)
***
Alevilerin,
her yıl büyümekte olan etkinliklerle “Sivas Katliamı”nı kınayarak
fikri takip yapmaları, bir kısım medya mensubu tarafından, “kin ve
nefreti tahrik etmek…” olarak ta yansıtılmaya çalışılmaktadır…
Uygar dünyanın bir üyesi olarak Alman Devleti “Solingen
Katliamı” ertesinde, katliamı kınamış, ırkçılığı reddetmiş,
canilerin peşine düşüp bu evin müze olmasına izin vererek; böylesi
bir insanlık ayıbı olan olaydan yüz akı ile çıkmasını bilmiştir.
Oysaki bizim bu çıkışımız; Devletimizin de diğer uygar ülkeler
gibi öz eleştiri yapan; bu ülkede yurttaş olabilmek için ille de
“Türk ve İslam” olmak gibi bir zorunluluğun olmadığı, onca yıllık
laiklik hamasetine rağmen, Sivas’ta yaşananlarda devletin zaafı
olduğunu, Türkiye’nin 21.yy.’da artık “Madımak’lar” görmek
istemeyen (buna müsaade etmeyecek olan) ve bunun bir insanlık ayıbı
olduğunu söyleyip Alevi yurttaşlarından özür dileyen;
Cumhuriyetimizin çoğunluk diktatörlüğü olmaktan çıkışı ve AB
standartlarında Demokratik bir Cumhuriyet olmasına; T.C. Devletine
vatandaşlık bağı ile bağlı olan yurttaşların hepsinin hem yasa
önünde, hem de fiiliyatta eşit, birinci sınıf yurttaşlar olduğu bir
hukuk devleti haline gelme sürecine katkı mahiyetinde, bir temel
insan hak ve hürriyetini kullanmaktan ibarettir.
İşte bu yüzdendir, her 3 Temmuz’da bu çirkinliği gün yüzüne
çıkarışımız!.. Bu, aynı zamanda sonuçları itibari ile ülkemizi 21.yy.’da
kendisi gibi inanmayan ve düşünmeyenlerin yakıldığı bir ülke
görüntüsünden çıkarmak ve inancın ülkülerinden bihaber bir avuç
yobazın İslam’a sürdükleri bu lekeden, İslam’ın aklanmasına katkı
bakımından da, kin ve nefrete tahrik değil, Alevi-Sünni…
kardeşliğine hizmet için daha üst bir kimlik ve çerçeve oluşturma
gayretidir de.
AB’ye başı dik ve onurlu girmek ve Ankara kriterleri ile
yolumuza olarak devam ederiz hamaseti… kulağa hoş geliyor.
84 Yıllık Cumhuriyetimizin Ankara kriterleri, eserleri 45 dile
çevrilmiş, ülkemizin ilk ve tek Nobel’li yazarını, düşünceyi suç
olmaktan çıkaramadığı için başını yargı önünde dik tutamadı; bu ülkede
Kürt yoktur, herkes Türk’tür diye diye, on binlerce fidanımızın
toprağa gömülmesine engel olmadı; İrtica ve Laikliği pelesenk etti;
fakat Devletimizi dini hatta mezhebi olan bir Devlet olmaktan ve
kendisi gibi inanmayanların yakıldığı bir Ülke haline getirmekten
kurtarıp başını uygar dünya karşısında dik tutamadı…
Yol bir, sürek bin bir… Evet,
Yol
can(insan)ın daha zengin ve daha özgür olması ise, sürek bu gün için
Sivas’ta Solingen ve Ankara(tüm yurt)’ta ise Kopenhag Siyasi
kriterlerini, AB. Hukuku’nu egemen kılmaktır.
Himmet eylen!..
22
Ekim 2007
a.s.
***
Not: Bu yazımız, Yol Medya A.Ş. Yönetim Kurulu üyesi’
de olan, arkadaşımız Aliekber PEKTAŞ’ın,(geçen hafta burada idi)
yazıp gönderirsen, “Alevilerin Sesi Dergisi”nde yayınlayabiliriz
demesi sonucu yazıldı…
Sevgili Aliekber’in konuşmalarının satır aralarından
çıkardığım kadarı ile önerisi biraz daha kapsamlı idi. Fakat, bilgim
ve görgüm bu gün için, bundan ötesine müsaade etmiyor...
www.fethiye-malatya.org’a muhtemelen 2002 yıllarından arada bir
haber yazarken, arkadaşım Kazım Yavuz, sitede sana bir sayfa açalım,
yazacağın haberleri oraya koyalım, dedi. Bu beni, bu günkü noktaya
getirdi.
Bakalım Aliekber’in bu önerisinin sonucu nereye varacak.
Yazım Dergide yayınlansa da yayınlanmasa da, Aliekber’e bu önerisi
ve teşviki için teşekkür ederim.
|
|
| 21 Kasım 2007 |
Geldi
gelecek, oldu olacak derken sonunda, olacak oldu ve geldi… Belediye
Personelinin bir yıldır beklediği, geçici işlerini daimi
kadrolara geçirilme kararı, geçen hafta İçişleri
Bakanlığınca onaylandı ve belediyemiz yazı intikal etti.
Belediyemize intikal eden bilgiye, onaylanan kadrolara
göre: Aliseydi SEVİM, İsmet GÜLER, Ahmet DELİKAYA, Resmiye
KARASOY, Sonay ER, Bülent PEKTAŞ, Ergün İLHAN, Mustafa ASLAN
ile Hüseyin ŞENKAYA geçici işçi statüsünden, daimi işçi
kadrolarına geçirilmiş oldu. Belediye çalışanlarına bu
değişikliğin hayırlı olmasını dileriz. Birde, bu yasanın
anahtar isim olan Başbakanımız Sayın Recep Tayip ERDOĞAN’a
teşekkür ederiz.
***
Geçen
hafta, Almanya’da By Pass ameliyatı olan Veli AKKOYUN’a
geçmiş olsun dileklerimiz sunar acil şifalar dileriz.
Fadime
KIZILDERE(Bolubeğin hanımı), bu yıl böbrekten, kalpten,
gözden… ameliyat oldu. Geçen hafta tekrar hastaneye yatmış.
Eve gittiğimde birkaç kadının, imalı bir şekilde “Bolubeğin
avradını ikinci kata indirmişler,” diye konuşmasına şahit
oldum. Bende, imalı şekilde “cok… cok… iyice yaklaştırdılar
desene dedim!” Onlarda “nereye” dedi? “Morg tam onun
altında, birinci katta,”dedim… Ardından, kadının biri “az
çekmedi ki…” diğeri “bir yılda üç dört ameliyat…” bir
başkası başını sallayarak, “kadında bir gün görmedi…vb.”
demeye baladılar. Oysaki Fadime abla, kalpten dolayı
gittiğinde, kalp servisi 10. katta olduğundan, 10. katta
yatmış; gözden gittiğinde de, göz servisi ikinci katta
olduğundan, 2. katta yatırmışlar. Fadime abla şimdi evinde,
haber ilginç olduğu için yazdım.
a.s. |
 |
| 19 Kasım 2007 |
18 Ekim 2007
yılında Oberr-Ramstadt Fethiyeliler Derneği, yaptığı
Kongre sonucu yapılan yönetim kurulu değişikliğinden dolayı;
Derneğimizin bir önceki Yönetim Kuruluna yaptıkları
değerli hizmetlerinden dolayı teşekkür eder, yeni
seçilen Yönetim Kuruluna başarılar dileriz...
Habib YÜCEL
Belediye Başkanı
Not:Yukarıdaki satırların
ifade ettiği dilek ve kutlama bizimde duygu ve
düşüncelerimize tercüman olan bir ifadedir. Aynı yazıyı,
www.fethiye44.de ile
www.fethiye-malatya.org ada gönderdim.
a.s. |
 |
| 17 Kasım 2007 |
Geçen ay kaybettiğimiz
merhum Hasan ÖZDEMİR'in yakınları olduğu için,
mahallemizdeki bir gurup kadın Gülüstan abla ile Fadik
bibinin yanına gittiler. Gideceklerini öğrendiğimde benim
işim olması dolaysı ile fotoğraf makinesini Gülender'e
verdim, Fadik bibinin resmini çekmesi için.
Fadik bibi, dediğimizde
tanımakta çoğumuz zorluk çekeriz, lakabı ile hitap edersek
hemen hatırlanır:"Kavurmalık" Fadik bibinin
gençliğinde kadınların çoğunluğu çalı gibi zayıf, kara
kuralar imiş. Fadiki bibi gibi şişman olan kadın az imiş. Bu
sebepten dolayı ona "Kavurmalık" lakabını takmışlar. Fadik
bibinin yaşı, kızı Gülüstan ablaya bakılırsa 103. imiş. Fadik bibi
şimdiki kadınların hepsi:"Kavurmalık" diyor...Fadik bibinini
lakabından bahsettim diye yakınları bana darılmasın, Fadik
bibi benimde, bibimdir...
|
Fadik
ÖZDEMiR/17 Kasım2007.JPG) |
| 14 Kasım 2007 |
Bazen Alevilik ve
Sünnilikten bahsediyorum… Alevilik konusunda eh… üç beş
kitap okuduk diyecek durumdayız da, benimsemediğimiz
İslam’ın farklı yorumları konusunda daha çok kulaktan dolma
bilgilere sahiptik. Böyle olunca da, bilmediğimiz bir inanç
hakkında ahkâm kesmek biraz değil oldukça ayıp oluyordu.
Bu yüzden, azda
olsa birkaç satır okumalıyız ve eleştirdiğimiz inancın
bilmeli ve anlamalıyız diye düşündük… Bu kapsamda en son,
Kahire Üniversitesi Profesörlerinden Muhammed Ebu Zehra’nın
“İslam’da İtikadî, Siyasi ve Fıkhî Mezhepler Tarihi” adlı
kısa bir özet sayılabilecek yaklaşık yedi yüz sayfalık bir
kitabını okudum.
Yazar İslam’ın
Ehli Sünnet Ve’l-Cemaat ekolu, bir başka deyimle İslam’ın
zahir yanını esas alan mezheplerden birinin cemaatine
mensup. Aşağıdaki konularla ilgili olan sözlerimiz Kur’an ve
bu bilgiler ışığında olacaktır.
***
11 Ekim 2007
tarihinde Bizim mahalleden birkaç kadın, her biri kendi adak
ve dilek kurbanı olarak 7-8 horoz alıp Nurali Baba’da kesip
lokma ettiler. Tanrı dileklerini kabul etsin.
Burada hassas
ifade: Tanrı dileklerini kabul etsin, ifadesidir.
Biri, Nurali Baba’dan yada herhangi bir ermişten dilekte
bulunur, ihsan beklerse, işte o zaman günah işlemiş
olur, bu ifade oldukça yumuşak bir ifadedir, hatta kafir
olur din(İslam)dan çıkar…
İslam Mezhepleri
arasındaki en önemli ihtilaflardan biridir: büyük günah
kavramı. Büyük günahı işleyen ebediyen cehennemde yanacak
mıdır, yoksa Tanrı dilerse affedebilir mi yada cennetle
cehennem arasındadır da bir süre kalıp, kul yaşarken tövbe
etmiş ise
bir süre sonra buradan cennete gidebilecek midir?..
Hz. Muhammet bile,
kabrinin tapınağa çevrilmemesi için eşinin odasına gömülmeyi
vasiyet etmiş ve oraya gömülmüştür. (Ravza-ı Şerif: Hz.
Muhammed'in kabrinin adı)
***
Aleviler arasında,
ermişlerden ve onların türbelerdeki kabrinden dilek dilemek
ve onlara kurban adamak… gibi âdet var mıdır, yok mudur?
Mesela yetiş Ya Ali… dendiğini çok duymuşuzdur. Fiiliyatta
böyle bir uygulama vardır… Öyleyse onlar(nasslara
aykırılığından dolayı) dinden çıkmış ve büyük günah
işlemişlerdir. İslam açısından bunlar bid’attır. Hatta bu
bir bakıma şirktir de.
***
Kafası karışık
Aleviler; hem İslam’ım hem de Aleviyim der. İslam inancı
açısında yargı günü bunlar Tanrı’ya: Rabbim, bilmiyorduk
Kur’an’ı, Sünnet, Hadisi, İcmayı, kıyas, Maslahatı… ondan
dolayı dinden çıktık günahımız büyük, fakat sen Rahman ve
Rahim’sin, affet bizi mi diyecekler yoksa herkesin bildiği
Kur’an ve Sünneti… biliyoruz fakat Kelâmını değiştirmişler,
biz kimsenin bilmediği asıl kelamı mı uyguladık mı
diyecekler veya (haşa) Rab, aslında böyle böyle
söylemeliydin; oysaki sen şöyle- şöyle söylemisin
diyecek komik bir acz ile iyice küfre mi düşecekler?..
Başka bir yol daha var tabii… Ben insanlık
âleminin, hiç kimsenin bana veremeyeceği ve elimden alamayacağı
temel hak ve hürriyetlere sahip onurlu bir üyesi olarak,
kendi inancımı, amelimi ve hayalimi; benim gerçek
duygularıma, düşüncelerime, inancıma ve umutlarıma tercüman
olmayan (başka)bir inanca göre açıklamak zorunda olmayan bir dünya
vatandaşıyım...
Ben bir
Alevi’yim… Ben ancak inancımı, ibadetimi ve amelimi… kendi
inanç ve düşünce sistematiği içinde ele alır ve izah ederim…
Diyebileceğimiz günlere kadar, yukarıda verdiğim örnekteki
gibi bocalayıp duracağız. Umutluyum! AB uyum
çalışmalarımızın hızı, bizleri bu hedeflere daha kısa
zamanda ulaştıracak…
a.s |
10 Kasım 2007-Nurali Baba |
| 13 Kasım 2007 |
Filiz ıle
Satılmış
Nefretin aşka,
baskının özgürlüğe, cehaletin bilgiye, savaşın barışa karşı
hayasızca sesini yükselttiği günler bu günler ve biz umuda,
isyanı, aşkı, cesaret ve özgürlüğü bulduğumuz
İçin, sizinle bir
arada bu mutlu günümüzü paylaşmaya tüm dostlarımızı davet
ediyoruz.
Anne ve
Babası Anne ve Babası
Yeter-Hasan KAYA Sabiha-
Hüseyin ÖZBEY
Yer: Dilan Düğün Salonu/
Malatya
Tarih:
18/11/2007-Saat:13:00
Tel:0 422 322 39 82
Fax:0 422 326 26 76
Çiftlere
Mutluluklar dileriz…
Not:Yukarıdaki satırlar düğün kartının
üzerindeki yazının aynen aktarılmış halidir.
Aliseydi
KIZILDERE’nin kızı Melehat KIZILDERE ile Muammer(Kartıllı)
11 Kasım 2007 tarihinde nişanlandı.
Nişanlılara mutluluk.
-------------------------------------------------------------------------
Geçen hafta bol
yağmur yağdı. Yani çiftçiler memnun. Buna rağmen havalar
serin. Bu güneşli havada KORYÜREKLER’in son kat inşaatının
çimentosu dökülüyordu. Çektiğim resimleri
görmek için yan taraftaki linki tıklayınız.
a.s. |
 |
Koryüreklerin İnşaatı |
| 06 Kasım 2007 |
Esnafın işi
kesat. Resimde görülen genç, Erdal'ın oğlu Seydi Ali. Paralı
vatandaşın Malatya'daki marketlerden alışveriş yaptığını,
geriye kalanınsa kendilerine borçlu alışveriş yapmak için
geldiğini söylüyor. Bunlara da kredi açılmasa işlerinin
iyice kötüleşeceğinden yakınıyor.
Aynı resimde görülen Hasan ASLAN'ın ise, demir doğrama
dükkanında iş olmadığından, bakkalda oturarak, karşı tarafta
bulunan dükkanına müşteri gelmesini gözlüyor...
Minübüscüler ise dört
gözden ağlıyor; şu Almancılar gitti, bizim işimiz bitti.
Sermayesi bile kurtarmıyor artık, gidiş gelişimizin
diyorlar. Mart -Nisan ayına kadar bu işlerin ölü olduğunu
söylüyorlar.
***
Hocamız Hüseyin ŞAHİN ile Tenci Mahallesi Muhtarımız Ali
Asgar AYDOĞAN arasında, merhum Abuseyif SEVİM’in defin
sürecinde çıkan tartışma, mahkemeye intikal etmişti.
Ekim ayında devam
eden yargı süreci, hocamızın hakaret ettiğinin şahitlerle
ispatlanması dolaysı ile Temyiz yolu açık olmak kaydıyla
1.740,00(yaklaşık bin euro) tazminat ödemesi kararı ile
sonuçlandı. Bunun haber değeri nedir ki diye düşünenler
olabilir!
Bu yazının haber
değeri; “muhtarlık” ile “imamlık” makamının
geleneksel açıdan vasat, sıradan insanlar arasında benzer
bir tartışma, hakaret, kırgınlık, kavga, hak ihlali…
çıktığında, gerçekleştiğinde akıl danışılacak, yol
gösterecek, cahil cühelaya yeni-yeni kapılar açıp hedefler
gösterip ayıptır, bunlar bize yakışmaz, yanlıştır… diyecek
“çözüm makamları” olmalarıdır…
Bu ise, bu
makamlarda bulunan büyüklerimizin kafa yapısını yansıtan
“esef verici” bir örnek, olmaları bakımından altı çizilmeye
değer bir olgudur!..
***
İki gündür havalar yağışlı ve rüzgar esmekte. Soba dumanları
tütmeye başladı, kışlıklar çıkarıldı. Fakat yağmur çiftçiler
için tatminkar olmaktan uzak.
|
Esnaflarımız / 2007 Kasım Ayı |
| 04 Kasım 2007 |
Geçen Cuma günü, Bektaş İLHAN(Hünkar)
ani bir rahatsızlık sonucunda, hastaneye kaldırıldı.
İki gündür yoğun bakımda imiş. Kardeşi Aliseydi'den bu gün sağlığının iyiye gittiği
haberini aldım. Bu gün-yarın yoğun bakımdan çıkabilirmiş.
Hünkar'a geçmiş olsun der acil şifalar
dileriz.
a.s. |
 |
|