|
|
19 Temmuz 2008 tarihinde
yapılacak olan 4.Fethiye Kültür ve Sanat Festivaline Katılacak
Sanatçılar.
Festivalimizde sahne alan
Grup MOZAK'!in Videosunu izlemek için
tıklayınız.>>>
Elimize şimdilik yalnızca
Gurup MOZAİK'in videosu geçtiği için konserin yalnızca bu
kısmını koyduk. Diğer videolara ulaşınca onlarıda derhal sitemizde
görebileceksiniz.
DİĞER HABERLER İÇİN AŞAĞIYA
BAKINIZ... |
|
|
28 Temmuz 2008 |
Bugün, Belediye ile Yusuf PEKTAŞ'ın kurbanlarından bir lokma
yapıldı ve Belediye parkında halka sunuldu. Tanrı kabul
etsin. Yeni
yapılan mezarlardan merhum Ali DİNDAROĞLU'nunki
Işıkhasanlılar, merhum Abuseyif SEVİM, Mehmet Ali GÜNEŞ ile
Tamiş GÜNEŞ'in mezarları Ahmetcenliler, Cafer ÇEVİKER ile
yakınlarının mezar resimleri ise Karabuşlular mezarlığı
resim albümlerine ilave edilmiştir. Bu hususta talep vardı.
Bende bu talebe karşılık bu resimleri ekledim. |
|
|
26 Temmuz 2008 |
SDHP Genel Başkanı Sayın Erdal İNÖNÜ, DSP Genel Başkanı
Sayın İsmail CEM'den sonra, CHP Genel Başkanı Sayın Deniz
BAYKAL, Beldemizi Ziyaret eden 3. Genel Başkan oldu.
Bir kahvemizi içer ve
kısada olsa bir konuşma yapar diye her türlü hazırlıkları
yapmıştık. Fakat o, otobüsten inip kurbanın canını bağışladı
ve bir kaç kişi ile tokalaşıp otobüse bindi ve önünün halk
tarafından kesilip inmeye zorlanmasına rağmen programının
yoğunluğunu gerekçe göstererek, otobüsten el sallayarak
gitti. Yani "Selamsız Bandosu" filmindeki gibi bir
durum oldu.
Sayın Genel Başkanın,
Şanlıurfa'da söylediği, "bir insanın etnik kökeni onun
onurudur," babındaki açılımın benzerini, "Alevilik"
hususunda da burada yada Arguvan'da yapacağını ümit ederek
Arguvan konuşmasını kaydettim, fakat sözler geçmişin
sıradanlığını aşamadı. Anlaşılan, kendimizi Deniz BAYKAL'Iın
gözünde fazla ciddiye almışız... Bende (tv'den)çektiğim
videoyu sildim.
|
|
|
|

Mehmet(bilinen adı Mamoğ-Hüseyin
oğlu) AKDOĞAN bu gün(23 Temmuz 2008) Hakka yürümüştür.
Merhuma Tanrıdan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve
başsağlığı dileriz.
Merhumun naaşının Almanya'dan
getirilip beldemizde defin edilmesi beklenmekte. |
|
|
20 Temmuz 2008 |
Merhum, Hasan ŞENOL'un üçü dolaysı ile yakınları bir yemek
verdi. Merhuma tekrar Tanrıdan rahmet acılı yakınlarına
sabır ve başsağlığı dileriz. |
| |
|
Şimdilik 5-600 resim eklendi, ilave resim ve videolar
eklenecektir. Derli
Divani'nin Cem'inden görüntüler içeren videoyu izlemek için
tıklayınız.>>> |
|
21 Temmuz 2008 |
Merhum
Mehmet Ali GÜNEŞ'in anısına ailesi bir yemek verdi. Merhuma
Tanrıdan rahmet, acılı yakınlarına sabır ve başsağlığı
dileriz. |
|
18 Temmuz 2008 |

Hasan ŞENOL(Veli
oğlu) bu gün(17 Temmuz 2008) Hakka yürümüştür. Merhuma Tanrıdan rahmet,
kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
Merhumun naaşının
Almanya'dan getirilip, beldemizin Cumhuriyet Mahallesindeki
Mezarlığında 18 Temmuz 2008 tarihinde defin edildi.
Resimler kayma oranı yüksek, seçmeden koydum.
Fotoğraf makinem biraz deforme oldu. Bir yılda, 10-15 bine
yakın resim... Az değil.. Video için
tıklayınız.>>>> |
|
|
15 Temmuz 2008 /
Adıyaman'lı Mevsimlik İşçi çocuklar ile Aşağı Tenci'den
Görüntüler |
Vesayetçiler, Laiklik Cumhuriyet karşıtı, İrticai
faaliyetlerin odağı olmak... Bölücü faaliyetlerin odağı
olmak... gibi tehlikeleri gerekçe gösterilerek, bu ülkede
darbeler yapmış, muhtıralar vermiş, fezlekeler düzenlemiş ve
düzenlenmekte… bu vatanın, bu halkın menfaati adına…
Fakat, hiçbirinin
aklına, en büyük tehlikenin yoksulluk, yolsuzluk,
hukuksuzluk, demokrasisizlik olduğu gelmemiş… Bu ülkede
hiçbir kesimden, zenginlik, özgürlük, demokrasi ve hukuk
karşıtı faaliyetlerin odağı olmak gibi bir gerekçe ile ne
darbeler yapılmış, ne muhtıralar verilmiş nede fezlekeler
düzenlenmiştir…
Birileri, Kenan
paşanın dediği gibi, “egemenlik halkındır; fakat bu ülkenin
de bir sahibi” vardır anlayışı ile düzenler bozmuş, düzenler
kurmuş. Gaz vermekten de geri kalmamışlar: “Ne Mutlu Türküm
Diyene,” “Bir Türk Cihana Bedeldir…”vs.
Bu resimlerde
gördüğünüz, 12,13 yaşlarındaki çocuklar Adıyaman’dan,
Urfa’dan… buralara mevsimlik işçi olarak sabah 7, akşam 7
saatleri arasında, günde 12 saat kızgın güneşin altında,
kükürt buharının genizlere çakılır gibi vurduğu islim
damlarında kasalar ile kayısılar dizip çıkarıyor ve
seriyorlar... 12 saatlik yevmiyenin karşılığı 15 ytl… Hiçbir
sosyal güvenceleri yok… Yemek işçinin üzerine. Bu yevmi
yelerinin %10 yada %15 ise “elçi”ye, yani onlara buralarda
iş bulan ve onların gelip gitmesine aracılık edenlere…
Bir işveren
anlatıyor, bir gün ben yemek verdim, bir öğünde 7 kişi on
ekmek yedi. Bir somun ,50 ytl. Yani, bir işçi her öğün
yalnızca katıksız bir ekmek yese, o işçinin yevmiyesi, 13,5.
ytl’ye düşüyor… Yese mi, yemese mi?
Zenginlik(kişi başı GSMH) açısından , Norveç’ten yaklaşık 15 kat, ABD’den
yaklaşık 6 kat, Japonya’dan, yaklaşık 8 kat… hatta komşumuz
Yunanistan’dan ise yaklaşık 3,5 kat daha fakirken ve onlar
bizden daha özgür, daha demokratik, daha adil toplumlar
kurmuş yaşıyorken, nasıl “cihana bedel” yada “ne mutlu”
olabiliyoruz…
Öyle görülüyor ki,
birileri bizi aldatıyor ve kendi ikballerini, memleketin
istikbali gibi gösteriyor ve düzenler bozuyor, düzenler
kuruyor…
Her halde de, hep
kurtarılmak istendiği söylenilen halk kayıp ediyor… Her,
darbede, muhtırada, fezlekede kurtarılmak istenilenler
değil, kurtarıcılar kurtuluyor ve kazanıyor…
Kimse bu
vesayetçilerden demokratik, sosyal hukuk devleti karşıtı, bu
halkın daha zengin, daha özgür ve daha adil bir toplumda
yaşamasının karşıtı faaliyetlerin odağı olmaktan dolayı, bir
darbe yapacağını, bir muhtıra vereceğini nede bir
fezleke düzenleyeceğini beklemesin, hatta aklına bile
getirmesin…
Bu ülkenin asıl
sahipleri, vesayetçiler değil halktır… Egemenlik te, ülkenin
gerçek sahipleri de halktır. Bunu halk, demokratik, laik,
sosyal hukuk devletini evrensel standartlarda tesis ederek
gerçekleştirecektir…
Çek lider
Vaslav Havel: "İnsanlar sınırlardan önemlidir" demişti... Lev Tolstoy'un Savaş ve Barış adlı eserinden esinlenen Ahmet
ALTAN'ın deyişi ile: "Bir tek çocuğun hayatını
kurtarabileceğimi bilsem vatanımdan, bayrağımdan, dinimden,
ırkımdan vazgeçerim." ..."benim için bir çocuktan daha
önemli bir vatan, bir bayrak, bir din, bir ırk yoktur"
(Ahmet ALTAN, 2006 Hürriyet) diyerek
dünyaya bakan ve hayatla olan bütün ilişkilerini bu temele
dayandıran insanların çoğalması ile daha adil, daha
demokratik, daha özgür ve daha mutlu bir dünya kurabiliriz
yada en azından bunun için daha umutlu olabiliriz.
|
|
|
|
Hacıoğlu Kemal'in torunu, Merdan'ın oğlu Mert'in bu gün
sünnet düğünü yapıldı. Mert'a sağlık sıhhat, mutluluk
ve insanlığa yaralı bir ömür dileriz. |
|
13 Temmuz 2008 |
Geçen yıl
kaybettiğimiz merhum Abuseyif SEVİ^'n senesi dolaysı ile
ailesi bir yemek verdi.
Merhuma Tanrıdan Rahmet, kederli yakınlarına tekrar sabır ve
başsağlığı dileriz.
Karnımızı
doyuramayan bu çorak ülkede kalır hep aklımız… Gittiğimiz
yere, arkamızdan gelir köyümüz ve biz başka bir şey umsak da
daha iyi dediğimiz başka bir ülkede, peşimizden getirdiğimiz
içimizdeki köy, bizi köklerimizi sarmalayan topraklara
getirir sonunda… Bir başka ülkede yaşasak ta, içimizdeki
acıda, yüzümüzdeki hüzünde gizlidir, sevdiklerimizi getirip
gömdüğümüz toprağın mayası… Ober-Ramstadt’ta, Köln’de yada
Viyana’da bedenimizin bulunuyor olması şimdilik, pekte
önemli değildir. Bütün yeryüzünde, aslında köyümüzdeki
benimizle yaşarız… Sevdiklerini getirip bu topraklara
verenlerde ben bu izleri gördüm ve bu duygu bende Kontantin
Kavafis’in şu dizelerini aklıma getirdi.
"bir başka ülkeye, bir başka denize giderim," dedin,
"bundan daha iyi başka şehir bulunur elbet.
her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim ülkede."
yeni bir ülke bulamazsın.
bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın.
Aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka
bir şey umma-
bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok.
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.
|
|
|
|
Merhume Fatma
AYDEMİR'i Senesi dolaysı ile bu gün(11 Temmuz 2008),
ailesi bir yemek verdi.
Merhumeye, tekrar
Tanrı'dan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı
dileriz.
|
|
10 Temmuz 2008 |
Eski İlkokulumuzun bulunduğu yere, bu gün Belediye Hizmet
Binasının temeli atıldı. Fethiye'ye ve Fethiyeliye
hayırlı olmasını dileriz.
Bu binanın kapalı alanı, yaklaşık 500 metrekare kadar
olacak. |
|
09 Temmuz 2008 |
Gülşen ile Serkan'ın Kına ile Nişanı 09 Temmuz 2008
tarihinde Fethiye Kültür Evinde yapıldı.
Düğünleri ise 11 Temmuz
2008 tarihinde
Sivas Öğretmen evi'nde yapılacaktır.
Çiftlere ömür boyu mutluluklar dileriz. İki adet video
çektik; izlemek için
tıklayınız.>>> |
|
|
|
Burcu
ile Mustafa 06 Temmuz 2008 tarihinde nişanlandılar. Çiftlere
daimi mutluluklar dileriz.
Mustafa, Gosti amcanın torunu, Mustafa abinin oğlu. Şimdilik
Adana'da oturuyorlar. Kız, beş on yıl kadar önce
kooperatifimizde çalışan Arguvan'lı Hüseyin abinin kızı.
Malatya'da oturuyorlar.
Fotoğraf makinesi ile çekilmiş Videolar için
tıklayınız.>>> |
 |
| |
Yılmaz Güler’e yanıt
KADINLARIMIZ
….
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan….
Nazım Hikmet
Geçen
yıl kayıp ettiğimiz merhum Abuseyif Sevim’in vefatı
sonrasında, Ali Ekber Pektaş ile Hasan Özacar, haklı olarak
bir noktanın altını çizmişlerdi… Saçını başını yolan, figan
feryat eden, yıllarca karalar bağlayan ve bağlayacak olan olan… ve
her halükarda bu acının en ağır faturasını ödeyecek kadınlar
olmasına rağmen, neden biz, erkekler serin, havadar yerlerde
otururken onları bir odaya bu sıcakta balık istifler gibi
tıkmışız… bu yaşananlar yanlışımız, ayıbımız değil mi? Diye!
Yarıdan fazlamız, yarım asrını, medeni dünyanın merkezlerde
geçirmekte iken, hala, yarım asır öncenin kırsalının
zihniyeti ile yaşıyor olmamız, altı çizilmesi ve üzerinde
derin, derin düşünülmesi gereken bir gerçeğimizdir. Yarım
asırlık batı deneyimimize rağmen, yarım asır sonra dahi hala
doğululuğumuzdan, köylümüzden kopamamışlığımızın bir
vesikasıdır da bunlar.
Neden, kadın ve erkekler bir arada oturamıyoruz, neden aile
ortamında erkekler otururken kadınlar erkeklerin masasına
hizmet ediyor… vb. Soru çok, sorun çok, yara
büyük…1950’lerin dondurulmuş kafası hala iki binlerde
çözülmedi. Bir şey oluyor ama oda, o zihniyeti biz devralıp
sürdürüyoruz…
Saadete gelelim, bu gibi durumlar mesai saatinde olduğunda
bekleyemiyorum. Erkeklerin kalkıp, boşalttıkları
sandalyelere kadınları oturup, onlara servis yapılması, bir
saat kadar zaman alıyor. Bu da ilaveten benim bir saat daha
oralar da kalmamı gerektiriyor. Kimi zamanlar kalabiliyorum,
kimi zamanlar bu mümkün olmuyor. Ama gönlümden geçen şu:
Bütün düğünlerde ve cenazelerde bulunmak ve o anları
belgelemek… Fakat, bu gün için elimizden gelen bu…
Sorun aslında kadınlar, erkek egemen toplum sorunu... Hani
kutlarız ya "Anneler Günü," " 8 Mart Dünya Kadınlar Günü,"
diye…Bu gibi günlerde, hamasi konuşmalar yaparak gündeme
getirdiğimiz kadınlar... Sorunu dile getirme sekte, geçekte
onların, ikinci sınıf konumda oluşu... Yani, dillerimiz
başka şeyler söylese, kanunlar başka kurallar ve tanımlar
yapsa da, sosyal hayatın değiştiremediğimiz, utanç verici
gerçeği bu!
Çözümü ne
yönde aramalıyız, biliyor musunuz? Devam eden sorunun içinde…
Modern evler, araçlar, yeme içme, giyim kuşamla çağdaş
olunmuyor… Yarım asırda, birkaç asra sığacak zenginleşme
yaşadık; fakat zihniyet olarak hala 20. yy.’ başındayız...
Örnek mi: Köyümüzde yaptırdığımız, yüz bin Euroluk evlerde,
yüz tane kitap yok…
. Türkiye'de temel ihtiyaç maddeleri
sıralamasında kitap 235. sırada yer alıyor. Japonya’da
ortalama eğitim yılı 16, bizde dört…
Aşağıdaki makale bu konuda oldukça aydınlatıcı fikirler
sunuyor…
NE KADAR OKUYORUZ? NİÇİN OKUMALIYIZ ?
Ahmet YILDIZ
Kitap okumanın önemini hepimiz kabul ederiz. Ancak kitap okumanın
önemini bilme ile kitap okuma arasında oldukça büyük
uçurumlar vardır.
Ayrıca araştırmalar ve istatistikler gelişmişlik, demokratikleşme,
düşünme, üretme ile kitap okuma ve kitap tüketme arasında
bir bağlantının olduğunu göstermektedir. Ve size birkaç
araştırma ve istatistik;
Dünya ortalamasına göre Kişi başına kitaba ödenen para 1.3
dolardır. Kişi başına kitaba; Norveçli 137 dolar, alman 122
dolar, Belçikalı 100 dolar, güney Koreli 39 dolar harcar
iken biz Türkler sadece 0.45dolar (45 sent) harcamaktayız.
Kitaba para harcama konusunda cimri olan bizler zaman konusunda da
kitap okumaya oldukça az zaman ayırmaktayız. Bizim kitap
okumaya ayırdığımız zamanın; 300 katını bir Norveçli
ayırıyor. 210 katını bir Amerika’lı ayırıyor. 87 katını bir
İngiliz ayırıyor. 87 katını bir Japon ayırıyor. Dünya
ortalaması bile bizim ayırdığımız zamandan üç kat daha
fazladır.
Ülkemizde kitap okuma alışkanlığının az olması kitap
piyasasını da olumsuz yönde etkilemiştir. Bu da bilgi
üretmeyi, tüketmeyi olumsuz yönde etkilemektedir. Kitap
piyasası cirosu Amerika 25.5 Milyar $, Japonya da 10.5
Milyar $, Almanya da 10 Milyar $ ve Türkiye de sadece 30
Milyon $ dır. 1997Yılında Almanya’da seksenbin kitap
basılırken Türkiye’de basılan kitap sayısı altı bin
civarındaydı.
Bu durum kişi başına düşen kitap sayısını da etkilemektedir.
Bir yılda basılan kitap sayısına göre; İsrail 1169 kişiye
bir kitap, Almanya 1022 kişiye bir kitap, Japonya 600 kişiye
bir kitap ve Türkiye 10.600 kişiye bir kitap ancak
düşmektedir.
1990 yılında İran da 9289 kitap basılırken bundan iki yıl
sonra bile ülkemizde 6151 kitap basılmıştır.
Bir yılda okuduğumuz kitap sayısı da dünya ortalamasından
oldukça düşüktür. Bir Japon bir yılda ortalama 25 kitap
okuyor. Bir İsviçreli yılda ortalama 10 kitap okuyor. Bir
Fransız yılda ortalama 7 kitap okuyor. Türkiye’de ise 6
Türk’e yılda sadece bir kitap düşüyor.
Milli eğitim bakanlığı 1993 yılında kitap okuma üzerine bir
araştırma yapmış. Bu araştırmada niçin kitap okunmuyor
sorusuna verilen cevaplar şu şekildedir; %50,2 kitap okuma
alışkanlığım yok, %16,6 yeterince zamanım yok, %10,6 Boş
zamanım çok yoğun geçiyor. %10,5 T.v. Video...
Tercih ediyorum, %4,6 kitap fiyatları pahalı, %3,4 derslerim
çok yoğun,%1,9 diğer sebepler ve geriye kalan cevapsız. Yine
aynı araştırmada gençlerin; %61 i son bir ayda hiç kitap
okumamış, %13.4 ü son bir ayda bir kitap okumuş, Ülkemizde
en çok kitap okuması gereken kişiler gözüyle bakılan
Üniversite Gençleri arasında Kitap okuma oranı bile % 37.1
dir.
Ankara üniversitesinin yaptığı ; “ilköğretim okulları ders
kitaplarında kelimeler ve kavramlar” konulu bir araştırma
geleceğimizi yetiştirirken kullandığımız ders kitaplarının
durumunu çok iyi açıklamaktadır. Ders kitaplarındaki kelime
ve kavram sayısı; A.B.D.
Ders kitaplarında 71.618, ALMANYA Ders kitaplarında 70.400
,JAPONYA, Ders kitaplarında 44. 224, İTALYA Ders
kitaplarında 31.762, FRANSA Ders kitaplarında 30.193, SUUDİ
ARABİSTAN ders kitaplarında 13.576, TÜRKİYE ki Ders
kitaplarında ise bu sayı 7.260olarak tespit edilmiştir. Yine
aynı araştırmada ülkemizdeki ders kitaplarının resim,
fotoğraf, karikatür, afiş, şema ve tablo açısından da düğer
ülkelere oranla çok fakir olduğunu göstertmektedir.
Günlük gelişmeleri izleyebileceğimiz “gazeteler”’in
durumunun da kitaplarla aynı olduğu söylenebilir.
Bin NORVEÇ’li den 558 i Gazete okuyor. Bin JAPON’dan 557 si
Gazete okuyor Bin FİNLİ’den 445 i Gazete okuyor Bin
İSVEÇ’liden 430 i Gazete okuyor Bin KOSTARİKA’lıdan 412
Gazete okuyor. Bin ARJANTİN’liden 62 si Gazete okuyor Bin
TÜRK’ten 61 i Gazete okuyor. Bin ÇİN’liden 36 sı Gazete
okuyor Bin UKRAYNA’lıdan 3 ü Gazete okuyor.
Kitap ve gazete okuma konusunda hem para, hem zaman konusunda
cimri olduğumuz gibi bazı konularda hiç cimri olmadığımızda
bir gerçektir. Ülkemizde 95.000 kişiye bir kütüphane
düşerken 95 kişiye bir kahvehane düşmektedir. Bir kitabın
zar zor 5-10 bin baskı yaptığı ülkemizde bir kaset
milyonlarca satabilmektedir. Kitaba para vermeyen
aydınlarımız bile sigaraya milyonlar verebilmektedir.
Ülkemiz ekonomik, sosyal ve siyasal alanda önemli gelişmeler
olmasına rağmen kitap, dergi, gazete okuma ve önemi
konusunda hala problemlerimiz devam etmektedir. Bu sorunu
çözecek olan kişiler ise sadece ve sadece kitap okuma
alışkanlığını kazanan gençler olacaktır.
Ünlü alman dergisi Bild Der Wissenschaft dergisindeki geleceğin
dünyası konusunda tahminler oldukça ilginç ve önemlidir;
• Yıl 2005 AIDS tedavisinde başarı yakalanacak.
• Yıl 2009 Şeker hastalığının nedeni bulunacak.
• Yıl 2010 ABD. Semalarında Uçan otomobiller görünecek.
• Yıl 2012 Elektronik tercümanlar anında bire bir çeviri
yapacak.
• Yıl 2015 Kan tahlilleri damarların içinde yüzen küçük
aletlerle yapılacak.
• Yıl 2016 Mars Gezegenine ilk insan ayakları basacak.
• Yıl 2019 Alzheimer Hastalığının tedavisi bulunacak.
• Yıl 2025 Ayrıntılı protez el-ayak yapılacak.
• Yıl 2040 Robotların aklı ve şuuru olacak.
• Yıl 2050 Atom çekirdeğini eriten ilk santral kurulacak.
Dünyada hızla meydana gelen bu değişmeler ve gelişmelere
ulaşmanın ve bu yarışta ülkemizin geri kalmamasının en
önemli yolu hiç kuşkusuz okumaktır.
James Hawel dediği gibi; “Dünyayı yöneten, kalem,
mürekkep ve kağıttır”
Yazıyı ekleyen: Simla Akalın
***
Para ile satın alamadıklarımızı anlatan
dizeler...
Para ev
satın alabilir, fakat yuva satın alamaz.
• Para yatak satın alabilir, fakat uyku satın alamaz.
• Para saat satın alabilir, fakat zaman satın alamaz.
• Para kitap satın alabilir, fakat bilgi satın alamaz.
• Para yiyecek satın alabilir, fakat iştah satın alamaz.
• Para makam satın alabilir, fakat saygınlık satın alamaz.
• Para kan satın alabilir, fakat yaşam satın alamaz.
• Para ilaç satın alabilir, fakat sağlık satın alamaz.
• Para seks satın alabilir, fakat aşk satın alamaz.
• Para sigorta satın alabilir, fakat güvenlik satın alamaz.
• Para su satın alabilir, fakat deniz alamaz.
|
|
| |
06 Temmuz 2008 |
Şakal bırakan ve kendini dine veren Cumali
ALTUNOK, islim damına bile "Huzur Aş Evi" yazdı.
Cumali'nin dindarlığında bir fark var; inancımıza göre,
alkol günah değil, caizdir, bu gibi fikirler dinimize
sonradan girmiştir, diyor... Bu vesile ile kayısı hasadından çektiğim
çeşitli görüntüler ile Yusuf ÖZACAR, Nazeret ALTUN ile Ali
EROL'un inşaatından çektiğim diğer görüntüler yan taraftaki
linktedir. |
|
| 05
Temmuz 2008 |
Bu gün merhume Yeter
Göçer'in Kırkı dolaysı ile ailesi bir yemek verdi. Havalar
sıcak olduğu için, yemek Naki Öksüz'ün evinin altındaki
geniş odalarda sunuldu.
Merhumeye Tanrıdan tekrar
rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
Bu yemekten çektiğimiz
resimler yan taraftaki linktedir ve İmamın yemek duası ile
ilgili video ise aşağıdaki linktedir.
İmamdan bahsetmişken,
geçmişten beri, geleneksel usullerle köyümüze
getirilen ve iaşesini, geçimini ise köy halkının verdiği
yılda bir defalık arpa buğday yada bir iki tenekelik buğday
bedeline karşılık olarak verilen paralarla sağlayan,
Hüseyin Şahin hoca, göçünü yükledi ve köyü olan Sivas
Zara'ya gitti...
Kanımca, ilerde
beldemizin tarihini yazan, belgeleyen araştırmacılar,
Hüseyin Hoca ile bu geleneksel yapının çözüldüğünü ve
sonlandığını yazacaklar!
Hüseyin hoca, köylü artık
eskisinden farklı olarak yıllık "hoca hakkını" vermeye
yanaşmıyor demiş. Yani her yıl vermeyenlerin sayısı artarmış
Geçen sene 40 kişi vermedi demiş...
Şimdi bir kısım insan,
kendilerine bakarak herkesin de kendileri gibi bonkör
olduğunu ve cenazeleri sonrasında kendilerinin "şu
kadar" harçlık verdiğini ve bunu herkesin yılda verdiğinde,
yılda "bilmem şu" kadar olacağını aklına getirmiştir...
Fakat, Hüseyin Hoca, her cenazeyi indirip kaldıran hoca
olmaktan giderek çıkmakta idi...
Bu ise daha düşük gelir ve
hocanın itibarının, daha aşağı eğimli bir çizgiye girmesi
demekti... Bütün haklar verilese idi bile(cenazeler,
mezar duaları...vb.dahil), yıllık gelirinin tavanı beş bin
ytl ancak olurdu. Diyanetin imamının, bu memlekete bir
yıllık maliyeti ise, brüt yaklaşık on beş bin yt'den aşağı
değil. Bu konuyla ilgili olarak içimden duygusal bir cümle
geçti... Ama, bu cümleyi kurmuyorum...
Mysapace video
bölümüne, merhume Yeter Göçer'in kırkından, Nihat Açıkgöz'ün
anlattıklarından ve Tarhana yapımından çekilmiş videoları
koydum.>>>
|
|
|
|
Gülşen ile Serkan'ın Kına ile Nişanı 09 Temmuz 2008
tarihinde Fethiye Kültür Evinde ve düğünleri ise 11 Temmuz
2008 tarihinde
Sivas Öğretmen evi'nde yapılacaktır.(Gülşen Ali İhsan ÇAĞLAR'ın kızı)
Çiftlere ömür boyu mutluluklar dileriz. Bu gün için yalnızca
Davetiyeyi koymuş olduğumuz albüme, mümkün olursa Nişan ve
kınadan çekilmiş olan resimleri de koyacağız. |
 |
|
02 Temmuz 2008 |
|
Kuraklık dolaysı ile
Kıızıldeli' Türbesinin önünde akan çeşme kurudu. Şimdi
Kızıldeli Türbesinin önüne, Tencililer artezyenin maliyetini ve çıkarsa
suyunu da ortak paylaşacakları bir artezyen kuyusu
açtırıyor. İlgili görüntüler ile beldemizden çektiğim diğer
görüntüler için, yukarıdaki resmi tıklayınız. |
| |
|
Caner ile Seda Bıçakcıoğlu'nun Nişanı
30 Haziran 2008 |
 |
Enver İle Simge AYLAZ'ın Düğünü / 28
Haziran 2008 |
28 Haziran 2008
tarihinde, Enver ile Simge AYLAZ evlendiler(Enver, Hüseyin Bıcakcıoğlu'nun torunu). Çiftlere ömür
boyu mutluluklar dileriz. Resimler videolar konusunda
kendilerinden izin aldık. Bu düğünle ilgili İlave
videolarımız olacak. Videolar için
tıklayınız.>>>
30 Haziran 2008
tarihinde, Caner ile Seda Bıçakcıoğlu nişanlandılar.
Nişanlılar ömür boyu mutluklar dileriz. Resimleri,
Resimleri, Caner'in arkadaşı oğlum Ali çekti.
|
|
| |
Vahap(Özilhan)
abi, gelde şu bizim inşaatın resmini çek ki, Yılmaz atılan
demirleri görsün dedi, bende gittim ve Yılmaz İLHAN'ın
inşaatının resimlerini çektim...
Bu inşaatı yapan
Şahin usta, Kültür Evini de yapan ustadır. Şahin usta, Ali
EROL ile Ali ÇEVİKER'in inşaatını da yapmayı almış. Yılmaz
ilhan ile Ali EROL'un inşaatının dışındaki inşaatlarda yeni
bir çalışma yok. Çalışan işçileri de çektim. Adıyaman'lılar
imiş. Biri ben Almanya'ya gitmek istedim gidemedim, benim
resmim gitsin dediğinden onunda resmini çektim.
DENEME
|
|
|