|
Okullar
açıldı.Yeni yapılan İlk Öğretim Okulumuzun toplam öğrenci
sayısı bu yıl 153. Bunun 53 tanesi Fethiye'li öğrenci.
Fethiye'den Yazıhan'a giden Lise öğrenci sayımız ise 8. Sekiz
öğrencinin taşınması Fethiye'li münübüscüleri
kurtarmadığından, bu sekiz öğrencimiz Sarsap servisi ile
götürülüyor. Bir Lise birde ana okulu öğrencisinin resimleri
koyuyorum. Çocukları tanıyanlar, Aliseydi torpil yapmış
çocuk seçiminde diyecekler ama, sonuçta onlarda öğrenci...
Dün
Malatya’da idim… Şimdi eski yeri Soykan Parkı olan yerde
Dini Yayınlar Fuarı adı altında dini kitap satan çadırlar ve
tezgâhlar açılmış… Önceleri bu iş, merkezden uzakta olan
yerlerde yapılırdı. Şimdi Merkezdeler! Ve Kapalı Çarşının
Karşısında, Belediyenin arkasına da “İftar Çadırı”
kurulmuştu...
Mahallede bir
akrabamızın evine gittik. Evin 15-16 yaşındaki kızına,
fırından ekmek getirmesini istedik. Kızımız, gitmek
istemedi. Gerekçe: “Arkadaşlarım beni oruçlu biliyorlar,”
şeklinde idi…(Şerif MARDİN'in mahalle baskısı teorisini
hatırlayın.) Akaryakıt alırken Sünni olan istasyon sahibi
Hüseyin KOÇ(münibüs soförü)’a soda ikram etti. Hüseyin abi, kimseler
görmesin diye sağa gitti, sola gitti, sonra başını münibüsün
için sokarak içti sodasını…
Ekmek almaya
gönderemediğimiz kızımıza sordum: “ neden?”diye. Cevabı:
“Saygılı olmak lazım” dedi. Bende: “sen oruç tutarken, onlar
sana saygılı davranıyorlar mı?” dedim. Cevabı: (…)
sessizlik…
Hüseyin abide,
içecek yer ararken kendine bakan gözlere: “ayıp oluyor”
şeklinde açıklama yapıyordu…
Beldemizde,
Diyanetin gönderdiği imam geldiğinde, saygı ile bir toparlanma
ve konuştuğunda ise sessiz ve saygılı bir şekilde dinleme
vardı…
Geleneksel
yöntemlerle getirdiğimiz imam geldiğinde ise benzer muameleyi
görmüyor, kimileri yediği ve içtiğinden alaylı bir şekilde
dahi bahsedebiliyor…
***
Bizlerin getirdiği
hocanın aile başı hak talebi iki grat buğday, arpa yada buna
karşılık on ytl. Hoca iki yüz aileden alsa bu hakkı iki bin
ytl; üç yüz aileden almış olsa bu hakkı üç bin ytl. Ha
diyelim ki cenazeler ve mezarlarda okutulan kuran dolaysı
ile bir yılda elli kişi onar ytl verse buda toplam beş yüz
ytl. eder.
Diğerinin, Diyanetin
imamınınsa sosyal güvencesine ek olarak maaşı yıllık
yaklaşık dokuz, on bin ytl. Bunun gibi yüz bin imamın
ücretinin de bir kısmı senin, benim vergilerimle ödeniyor… Bu
konuda kimse konuşmuyor…
Oruçlu görünmemiz
lazım, ayıp oluyor… dememizinse saygı ile hiç bir alakası
yok… Çünkü saygı tarafların bir birlerini oldukları gibi
kabul etmesidir… Karşılıklı, eşit anlayışa ve muameleye
dayanır…
Sense, “kim takar
Yalova kaymakamını” deyimindeki muameleye rağmen hala tek taraflı
bu duruşunla ancak dalkavukluk, kurnazlık, ikiyüzlülük…
yapıyorsun!..
Oysaki sen uygar
dünyanın, insanlık âleminin eşit, özgür, onurlu ve başı dik
bir üyesi olarak meydana çıkacak medeni cesareti
gösterebilir ve benliğine yabancılaşmamış olabilirdin…
Ben uygar bir
insanım… Bütün inançlara ve inançsızlıklara olduğu gibi
senin inancına da saygım var… Fakat ben bir Alevi’yim,
kendimi böyle algılıyorum… Böyle inanıp, ibadet eder
yaşarsam
hayatımı daha anlamlı hissediyorum… Benim sana gösterdiğim
saygıyı seninde bana göstermen lazım diyebilir(dik)din…
Çünkü hepimiz
insanlık âleminin eşit ve onurlu birer üyesiyiz… Kimliğini,
inancını yaşamak hepimiz için bir haktır…
ABD'de kara derili insanlara beyazların: "hey zenci" diye
saygısızca hitap edişlerini protesto için meydanları
dolduran on binlerce siyah derilinin boyunlarından geçirdiği
pankartta şu cümle yazıyordu : "I AM I MAN.(Ben bir adamım)"
Yani
"derimin rengi, dilim, dinim, cinsim, ırkım... ne olursa
olsun ben bir adamım." Bütün adamların(insanların) hak
ettiği hakka ve hukuka sahibim; benim kimseden bir farkım
yoktur demektir... Ne yazık ki bu gün dahi bizler bunları telaffuz
etmekten oldukça uzağız...
Her şeye rağmen umudumu yitirmiyorum! Umutluyum
gelecekten...
a.s.
|